<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tarihte Türk Hükümdarları</title>
	<atom:link href="http://www.hukumdar.net/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hukumdar.net</link>
	<description>Türk Hükümdarları,Sultanları,Hanları,Yabguları,Padişahları</description>
	<lastBuildDate>Fri, 16 Oct 2009 07:47:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>İhşidler Devleti</title>
		<link>http://www.hukumdar.net/ihsidler-devleti.html</link>
		<comments>http://www.hukumdar.net/ihsidler-devleti.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Oct 2009 17:10:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İhşidler Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[devleti]]></category>
		<category><![CDATA[ihşidler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hukumdar.net/?p=461</guid>
		<description><![CDATA[Mısır&#8217;da kurulan ikinci Türk devletidir. Devletin kurucusu Maverâünnehir Türk beyleri sülalesinden olan Muhammed Ebubekir adında bir komutandır. Babası Toğaç, Tolunoğullarının hizmetinde bulunmuştur. Mısır valisi iken bağımsızlığını ilân eden Muhammed Ebubekir (935), önce topraklarını Dicle&#8217;ye kadar genişletti. Daha sonra İslâm&#8217;ın mübarek &#8230; <a href="http://www.hukumdar.net/ihsidler-devleti.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mısır&#8217;da kurulan ikinci Türk devletidir. Devletin kurucusu Maverâünnehir Türk beyleri sülalesinden olan Muhammed Ebubekir adında bir komutandır. <span id="more-461"></span>Babası Toğaç, Tolunoğullarının hizmetinde bulunmuştur. Mısır valisi iken bağımsızlığını ilân eden Muhammed Ebubekir (935), önce topraklarını Dicle&#8217;ye kadar genişletti. Daha sonra İslâm&#8217;ın mübarek şehirleri olan Mekke ve Medine&#8217;yi devletine bağladı. Ölümünden sonra oğulları başa geçtiyse de asıl idare kölesi Kafur&#8217;un elindeydi. Kafur&#8217;un ölümüyle başlayan iç mücadelelerden faydalanan Fatimîler, Mısır&#8217;ı zaptederek Ihşidîlere (Akşitler) son verdiler (969).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hukumdar.net/ihsidler-devleti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tolunoğulları Devleti</title>
		<link>http://www.hukumdar.net/tolunogullari-devleti.html</link>
		<comments>http://www.hukumdar.net/tolunogullari-devleti.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Oct 2009 17:08:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tolunoğulları Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[devleti]]></category>
		<category><![CDATA[tolunoğullari]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hukumdar.net/?p=459</guid>
		<description><![CDATA[Abbasi Halifeliği sınırları içerisinde kurulan müstakil ilk Türk devletinin kurucusu Tolunoğlu Ahmet&#8217;tir. Oğuz Türklerinden olan Tolun, Halife Mu&#8217;tasım zamanında cesareti ve bilgisi ile ün yapmış bir kişiydi.Aynı şekilde cesur ve kültürlü olan oğlu Ahmet, ordu komutanı iken, Mısır&#8217;a vali tayin &#8230; <a href="http://www.hukumdar.net/tolunogullari-devleti.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Abbasi Halifeliği sınırları içerisinde kurulan müstakil ilk Türk devletinin kurucusu Tolunoğlu Ahmet&#8217;tir. Oğuz Türklerinden olan Tolun, Halife Mu&#8217;tasım zamanında cesareti ve bilgisi ile ün yapmış bir kişiydi.<span id="more-459"></span>Aynı şekilde cesur ve kültürlü olan oğlu Ahmet, ordu komutanı iken, Mısır&#8217;a vali tayin edilmişti. Ahmed Mısır&#8217;ı başarıyla yönetmiş ve kuvvetli bir ordu kurmuştu. Bağdat ile arası açılınca bağımsızlığını ilân etti (875-884). Mısır maliyesini düzeltip, halkı darlıktan kurtardığı için oldukça seviliyordu. Kısa zamanda Suriye ve Çukurova yöresini ele geçirdi. Ahmet&#8217;ten sonra yerine geçen oğlu Humâreveyh zamanında devletin sınırları Toroslara ve Irak&#8217;a kadar genişledi. Ancak onun yerine geçenler devleti koruyamadılar. Nihayet 905 yılında Abbasi kuvvetleri Mısır&#8217;a girerek Tolunoğullarına son verdiler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hukumdar.net/tolunogullari-devleti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Avar İmparatorluğu</title>
		<link>http://www.hukumdar.net/avar-imparatorlugu.html</link>
		<comments>http://www.hukumdar.net/avar-imparatorlugu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Oct 2009 17:01:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Avar Kağanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[avar]]></category>
		<category><![CDATA[devleti]]></category>
		<category><![CDATA[imparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[kağanlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hukumdar.net/?p=454</guid>
		<description><![CDATA[Çin kaynaklarında Juan Batılı kaynaklarda Avar denmiş ,Göktürkler bu kavme Apar adını vermişlerdir.lV e lX yy.arasında dünya tarihinde önemli roller oynamış bir Türk kavmidir.Tarihi ,Asya dönemi (lll-Vl.yy) ve Avrupa dönemi (lV-lX yy) olmak üzere ikiye ayrılır. Hun İmparatorluğu&#8217;nun yıkılmasındna sonra &#8230; <a href="http://www.hukumdar.net/avar-imparatorlugu.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-456" style="margin-left: 3px; margin-right: 3px;" title="images" src="http://www.hukumdar.net/wp-content/images.jpeg" alt="images" width="133" height="90" />Çin kaynaklarında Juan Batılı kaynaklarda Avar denmiş ,Göktürkler bu kavme Apar adını vermişlerdir.lV e lX yy.arasında dünya tarihinde önemli roller oynamış bir Türk kavmidir.Tarihi ,Asya dönemi (lll-Vl.yy) ve Avrupa dönemi (lV-lX yy) olmak üzere ikiye ayrılır.<br />
<span id="more-454"></span>Hun İmparatorluğu&#8217;nun yıkılmasındna sonra Türkler&#8217;in ikinci İmparatorluk hanedanı olan Avarlar ,M.S. 200 sıralarında Orta Asya&#8217;da bağımsız bir imparatorluk kurdular.İmparatorluk 400 yıllarında İrtiş ırmağından Kore Yarımadası&#8217;na kadar uzanıyordu.Avarlar 458 de Çİnliler le yapılan savaşta yenilerek kuzeye doğru çekildiler.552 de O zamana kadar Avarlar&#8217;a bağlı olan göktürkler Avar İmparatorluğu&#8217;na kesin son vererek egemenlikleri altına aldılar.Avarlar&#8217;ın bir kısmı Çin&#8217;e sığındı,geri kalanlarda Batıya doğru çekildiler.</p>
<p>Batı&#8217;ya çekilen Avarlar Volga bölgesindeki Oğuz Türkleri&#8217;ne sığındılar.Sonra Kafkaslar&#8217;ın kuzeine yerleştiler.</p>
<p>Avar Kağanı 558 de Bizans&#8217;tan yerleşmeye elverişli toprak istedi.Toprak verilmeyince ilişkileri düşmanca bir nitelik kazandı.</p>
<p>Slav boyşlarının egemenlikleri altına alıp ,Avrupa&#8217;nnı içlerine doğru akımlar düzenlemeye başladılar.563 de Kağanlar&#8217;ı Bayan Yönetiminde bir Avar Devlei kuurldu.Avarlar Bizans ordusunu bozguna uğrattılar.Macaristan&#8217;ı ele geçirip bu ülkeye yerleştiler.Avar İparatorluğu&#8217;nun elindeki topraklar Elbe Vadisi ve Alp Dağları&#8217;ndan Don Irmağına kadar uzanıyordu.Avarlar bütün Avrupa&#8217;yı yağmalayarak ve Bizans&#8217;tan büyük vergiler alarak iyice zenginleştiler.617 de ve 626 da olmak üzere Bizans İmparatorluğu&#8217;nun başkenti olan Konstantinopolis (İstanbul) u iki defa kuşattılar ise de alamadılar.</p>
<p>7.yüzyil boyunca Bizans&#8217;ın desteğiyle Avarlar&#8217;a bağlı kavimler ayaklanarak , Avarlar&#8217;da topraklar aldılar.8.yy.da Avarlar la Franklar&#8217;ın destekledikleri Bavyeralılar arasında olan yirmi yıl savaşları,Avar Devleti&#8217;ni iyice sarstı Frank Hükümdarı Büyük Karl 803 yılında Avar rülkesini alarak bağımsız Avar İmparatorluğu&#8217;nu ortadan kaldırdı.Avarlar&#8217;ın büyük bir bölümü Hristiyanlığı kabul ederek Slavlar arasında eridi.</p>
<p>Avarlar göçebe bir kavimdi.Kavimlerden oluşan bir federasyon yapısındaydı.Bağlı kavimler sınır boylarına yerleştirilip yampon olarak kullnılırdı.Avarlar&#8217;ın başında Kağan unvanı taşıyan bir hükümdar ve yuğruç denen vezirler bulunurdu.Devlet örgütlenmesi ordu ve askerliğe dayanıyordu.Atlı birlikler Avarlar&#8217;dan oluşurken yayalar Slav kavilerinden oluşturulurdu.Önceleri Şaman olan Avarlar daha sonra Hristiyanlığı benimsediler.</p>
<p>Sonuç olarak Avrupadaki Avar hakimiyetinin Germen ve Slav toplulukları üzerinde önemşli etkisi olmuştur.bu bakımdan ilk olarak Türk hakimiyetinde yaşayan Slavlar kabile hayatından daha üst bir düzeye çıkabilmişlerdir.Öte yandan özellikle Slav gücünde rolu olan Avarlar Orta ve Doğu Avrupa&#8217;nın etnik haritasının hazırlayıcısıdır.</p>
<p>Biyografisi</p>
<p>* 552 yılındaki Göktürk yenilgisinden sonra batıya göç ederek tuna nehri boylarına geldiler. VI. Yüzyılın ikinci yarısında Macaristan’da güçlü bir devlet kurdular.<br />
* Slav topluluklarının devlet ve askeri teşkilatlanmalarında etkili oldular.<br />
* Doğu Roma İmparatorluğu üzerine akınlar yaparak bu devleti vergiye bağladılar.<br />
* İstanbul’u kuşattılar. (619)<br />
* 805’te Franklar tarafından yıkıldılar.</p>
<p>“ Avarlar, tarihte İstanbul’u kuşatan ilk Türk devletidir.”</p>
<p>565 te Bayan Kağan tarafından kurulmuştur.</p>
<p>Şaman dinini bırakıp Hristiyan olmaları ve Göktürklerle Bizans&#8217;lıların ortak harekatı neticesinde 835 te yıkılmıştır.</p>
<p>Macaristan merkez olmak üzere Balkanlar,Yugoslavya&#8217;nın doğusundan Azak denizi kuzeyine kadar olan bölge (Don nehri sınır teşkil ediyor) ye yayılan Avarlar ,maden işlerinde maharet ile temayüz etmişlerdi.Avar ustaları Avrupa&#8217;ya silah ve maden işleri öğretmişlerdir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hukumdar.net/avar-imparatorlugu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Harzemşahlar Devleti</title>
		<link>http://www.hukumdar.net/harzemsahlar-devleti-2.html</link>
		<comments>http://www.hukumdar.net/harzemsahlar-devleti-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Oct 2009 16:58:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Harzemşah Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[devleti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hukumdar.net/?p=451</guid>
		<description><![CDATA[Orta Asya&#8217;nın batısında Harzem adı verilen bölgede 1097 de kurulup , 1230 da yıkılan bir Türk devleti.Büyük Selçuklu İmparatorluğu&#8217;nun toprakları içinde kalan Harizm bölgesi Selçuklu valileri tarafından yönetiliyordu.Bu valilerden Kutbeddin Muhammed Harizmşah Devleti&#8217;nin kurucusudur.Daha sonra başa Atsız Harizmşah geçmiş ve &#8230; <a href="http://www.hukumdar.net/harzemsahlar-devleti-2.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Orta Asya&#8217;nın batısında Harzem adı verilen bölgede 1097 de kurulup , 1230 da yıkılan bir Türk devleti.<span id="more-451"></span>Büyük Selçuklu İmparatorluğu&#8217;nun toprakları içinde kalan Harizm bölgesi Selçuklu valileri tarafından yönetiliyordu.Bu valilerden Kutbeddin Muhammed Harizmşah Devleti&#8217;nin kurucusudur.Daha sonra başa Atsız Harizmşah geçmiş ve Harizm bölgesinde bağımsızlığını ilan etmişti.(1142)</p>
<p>Ancak Seşçuklu orduları tarafından yenlince ,tekrar Selçuklu egemenliğini kabul etmek zorunda kaldı.Daah sonra Selçuklu Devleti yıkılınca Aral Gölü&#8217;nün güneyindeki bölgeye Harizmşahlar egemen oldular.Atsız&#8217;dan sonra başa geçen İl Aslan Harizmşah Devleti&#8217;nin ilk bağımsız hükümdarı olmuştur.İl Aslan ve Alaeddin Tökiş Harzemşah zamanında bu devlet en görkemli dönemini yaşadı.Sürekli olarak toprakalrını genişleten Harizmşah Devleti Moğollar la çatıştı ve 1220 yılında yapılan savaşta yenilerek Moğolların egemenliği altına girdi.Bu yıllarda hükümdar olan Muhammed Harzemşah ölünce yerine oğlu Celaleddin Harzemşah geçti.Kuvvetlerini toplayarak yeniden Moğollarla savaşa girişti,ancak o da yenilgiden kurtulamadı.Sonunda Anadolu&#8217;ya çekildi.Kısa bir süre sonra da öldürüldü.Onun ölümünden sonra Harzemşahlar Devleti yıkıldı.</p>
<p>Anuş-Tegin&#8217;in oğlu Kutb-üd-din Muhammed tarafından 1097 de kurulmuş,1231 de Moğol istila akınları dolayısı ile yıkılmıştır.</p>
<p>Oğuzlar&#8217;ın Beğdili kolundan Anuştigin Garca,köle olarak satıldığı büyük Selçuklu sarayında parlak zeka ve yteneğiyle sivrilidikten sonra Melikşah döneminde (1072-1092) Harizm valiliğine atandı.Ölümü üzerine (1907) yerine geçen büyük oğlu Kutbettin Muhammet otuz yıl Harizm&#8217;i başarıyla yönetti.Burada ailesinin etkisini ve gücünü pekiştirdi.Ölümünden sonra valiliğe oğlu Alaettin kızılarslan Atsız getirildi(1127).Sencer ile birlikte birçok sefere katılan Atsız ,daha sonra Cend ve Mangışlak gibi Seyhun ötesi yerlerde ,Sultan&#8217;ın iznini almaksızın Fetihlerde bulunarak gücünü iyice artırdı.Karahitaylar la yaptığı Katavan Savaşı&#8217;nda Sencere&#8217;in ağır bir yenilgiye uğraması sonucu (1141) bağımsızlığını ilan etti ve durumdan yararlanıp   Horasan üzerine yürüyerek Selçuklular&#8217;ın başkenti Merv&#8217;i ele geçirdi.ertesi yılda Nişapur&#8217;u aldı.(1142).Ancak Horosan&#8217;da egemenliğini yeniden kuran Sencer büyük bir orduyla Harizm üzerine yürüyünce  Atsız aman dileyerek Sencer&#8217;e bağlılığını bildirdiği gibi Merv&#8217;de ele geçirdiği Selçuklu hazinelerini de geri vermek zorunda kaldı.(1144).</p>
<p>Horosan&#8217;da patlak veren ayaklanmada (1153) Sultan Sencer &#8216;i Oğuzlar&#8217;ın elinen kurtarmak için arabuluculuk yaptı.Sencer tutsaklıktan kurtulduktan sonra ona kutlama mektupları göndererek yeniden bağlılığını bildirdi.(1156).Harizmşahlar ancak Sencer öldükten sonra (1157) tam anlamıyla bağımsızlıklarına kavuştular.Babasının ölüü üzerine ilk gerçek Harizmşah olarak tahta çıkan  İl Arslan (1157)Nişsapur&#8217;u kendisine başkent seçtiktan sonra devletini doğu İran&#8217;ın en büyük gücü konumuna getirmek için çalıştı.</p>
<p>Önce Tus ,bistam,Pamyan yörelerini ele geçirdi.Ardından Karahitaylar &#8216;a verilen yıllık vergiyi kesti.Karahitaylılar onu cezalandırmak için Harizm üzerine yürüdüler.İl Arslan onları karşılamak için bir ordu hazırlarken nişapur&#8217;da öldü.(1172).Bunun üzerine annesi Merke Terken  tarafından Nişapur&#8217;da Harizmşah ilan edilen İl Arslan&#8217;ın küçük oğlu Sultan şah ,Cend valisi olan ağabeyi Alaettin Tekiş&#8217;i Harizm&#8217;e çağırdı.Ancak bu buyruğa uymayan Tekiş Karahitaylar&#8217;a sığınarak onlardan askeri yardım istedi.Bunu fırsat bilen Karahitaylılar ,isteğini yerine getirdiler.Böylece güçlü bir Karahitay ordusuyla Harizm üzerine yürüyen Alaettin Tekiş kardeşiyle üvey annesinin Irak Selçuklular&#8217;ına sığınmaları üzerine tahtı ele geçirerek Harizmşah oldu (1172).Saltanatının daha ilk yıllarındaki kardeşi Sultan Şah&#8217;ın yanına sığındığı Irak Naibi Melik Ay Aba&#8217;nın güçlü Selçuklu ordusuna Subarlı yakınında pusuya düşürerek yok etti ve yakalnan Ay Abay&#8217;ı öldürttü.(1174).Bu yenilgi üzerine Sultan Şah ile annesi Melike Terken kaçtılarsada peşlerini bırakmayan Terkiş üvey annesinin sığındığı Dilhistan&#8217;ı ele geçirerek onu burada boğdurttu.Kaçmayı başaran Sultan Şah Gurlular&#8217;a sığındı.Bu arada babası gibi yıllık vergi vermeyi reddeden Tekiş ,Karahitaylılar&#8217;la bozuştu.Bu durumdan yararlanan Sultan Şah ,Karahiaylılarla anlaşarak yönetimine verilen güçlü bir orduyla ağabeyinin üzerine yürüdü.Harizm topraklarını Ceyhun ırmağının suları altında bırakarak düşman ordusunun harekitini güçleştiren ve başkentinde büyük ölçüde savunma tedbirleri alan Tekiş karşısında başarılı olamayacaklarını anlayan Karahitaylılar Sultan Şah&#8217;ın  komutasında bir miktar asker bırakıp çekilmek zorunda kaldılar.Böylece sultan Şah&#8217;a Merv Seras ve Tus şehirleriyle yörelerini içeren küçük bir emirlik kurması için imkan sağladılar.Kimi zaman ağabeyiyle iyi ilişkiler kuran Sultan şah Tekiş&#8217;in İran seferine çıkmasını fırsat bilip nişapur üzerine yürüdüyse de (1187) kenti almayı başaramadan Merv &#8216;e döndükten sonra da burada ölünce (1192) ona bağlı beldelerle ordusu ve hazinesi kardeşi Tekiş&#8217;in eline geçti.Ardından Halifeyle ittifak kuran Tekiş son Irak Selçuklu hükümdarı Rüknettin Tuğrul lll ü Rey yakınlarında yenip öldürterek bu devleti ortadan kaldırdı.(1194).Daha sonra Acem Irak&#8217;ında (hemedan) bir çok Selçuklu kalesini ele geçirdikten sonra kendisini Büyük Selçuklu devletinin mirasçisi sayıp onuruna bastırdığı sikkelerle Sultan unvanını ilan etti.Irak&#8217;ı elinden almak isteyen Halife ordusunu yenip İsmaililer&#8217;in elinde bulunan bazı kaleleri alıp Harizm&#8217;e döndü ve burada öldü.(1200).Babasının yerine geçen Alaettin Muhammet önce Gurlular&#8217;la savaşmak zorunda kaldıTekiiş&#8217;in ölümünü fırsat bilen Gurular Merv ve Tus&#8217;u aldıktan sonra Harizm ordusunu Karasuda yenip  Başkent Nişapur&#8217;u kuşattılar Alaetin&#8217;in yardıma çağırdığı Karahitay ordusunun yetişmesi üzerine Gurlular kuşatmayı kaldırıp çekilince Horasan yeniden Harizmşahlar&#8217;ın egemenliği altına girdi.Daha sonra güçlü sultanları Şahabettin Muhammet Gazne de öldürülünce (1206) Gurlular bir çöküş dönemine girdiler.bu fırsartı kaçırmayan Alaettin Harizmşah kısa sürede Heratı aldı ve Belh üzerine yürüyerek bu kenti de ele geçirdi.(1207).Böylece karşılarında güçlü  devlet olarak sadece Karahitaylar kaldı.Alaettin Harizmşah bu devleti ele geçirmek üzere başlattığı sefer ardından kesin galip gelerek tüm Maveraünnehir&#8217;i egemenliği altına aldı.(1212).Ardından GAzne&#8217;yi alarak Gurlular&#8217;ı ortadan kaldıran Alaettin Harizmşah (1215) bu bölgenin yönetimini büyük oğlu Celalettin Harizmşah&#8217;a bıraktı.Fars ve Azerbaycan atabeylerini denetimi aldığı sırada (1218) Moğol Hakanı Cengiz Han&#8217;ın doğuda kazandığı zaferleri duyan ve kendisin Asyanın en güçlü hükmdarı sayan Alaettin Harizmşah ona bir elçi gönderdi.Karşılıklı elçilerle iki ülke arasında bir ticaret anlaşması imzalandı.AncakCengiz&#8217;in bir kervanının Otrar&#8217;da Vali tarafından yağmalanıp kervancıların öldürülmesi Cengiz Han İnalçık&#8217;ın kendisine teslimini ve yağmalanan malların bedelinin tazminini istemesi reddedilince savaş çağrısı ardından 200.000 kişilik çok disiplinli ordusuyla Cengiz Han Maveraünnehirdeki tüm kalleleri ele geçirmeye ve  direnenleri topluca katletmeye başladı.Semerkan,Otrar,Kend,Cend,Hokent gibi önmeli kaleler Moğolların eline geçti.Devletabad yakınlarındaki savaşta yenilen ve Cengiz&#8217;in eline geçmekte son anda kurtulan Alaettin Abiskun&#8217;da sığındığı küçük adada hastalanarak öldü.(1220).Yerine geçen oğlu Cellaettin henüz Moğolların eline geçmemiş olan Harizm&#8217;e gitti.Orada tutunamayacağını anlayınca kendisine bağlı küçük bir kuvvetle Horosan&#8217;a geçti.Celalettin Moğollarla yaptığı savaşlarda kimi zaman onları yenip kaybettiği toprakları geri aldı kimi zaman da onlara yenildi on yıl kadar süren bu savaşlar ardından Cengiz ordularınca kıstırılıp öldürüldü.(1231).Harizmşahlar devleti ortadan kalktı.</p>
<p>Taberistan,Erran,Azerbaycan,Irak ,Maveraüünehir,Kirman,sicistan bölgeleri , Aral kuzeyi düzlüklerinden Bağdat yakınlarına kadar olan bölgeye yayılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hukumdar.net/harzemsahlar-devleti-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Babür İmparatorluğu</title>
		<link>http://www.hukumdar.net/babur-imparatorlugu.html</link>
		<comments>http://www.hukumdar.net/babur-imparatorlugu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Oct 2009 16:55:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Babür İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[babür]]></category>
		<category><![CDATA[devleti]]></category>
		<category><![CDATA[imparatorluğu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hukumdar.net/?p=449</guid>
		<description><![CDATA[Timur&#8217;un torunlarından Zahireddin Muhammed Babür&#8217;ün kurduğu Hint-Türk İmparatorluğu bunların en uzun ömürlüsü, en güçlüsü olmuştur.Zahireddin Mahmud Babür, 14 Şubat 1483&#8242;te Fergana&#8217;da doğdu. Babası, Timur&#8217;un torunu ve Fergana hükümdarı Ömer Şeyh Mırza idi. Ömer Şeyh Mırza 1494&#8242;te ölünce yerine en büyük &#8230; <a href="http://www.hukumdar.net/babur-imparatorlugu.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-448" style="margin-left: 3px; margin-right: 3px;" title="babur" src="http://www.hukumdar.net/wp-content/babur-150x150.gif" alt="babur" width="139" height="94" />Timur&#8217;un torunlarından Zahireddin Muhammed Babür&#8217;ün kurduğu Hint-Türk İmparatorluğu bunların en uzun ömürlüsü, en güçlüsü olmuştur.Zahireddin Mahmud Babür, 14 Şubat 1483&#8242;te Fergana&#8217;da doğdu. Babası, Timur&#8217;un torunu ve Fergana hükümdarı Ömer Şeyh Mırza idi. Ömer Şeyh Mırza 1494&#8242;te ölünce yerine en büyük oğlu Babür geçti.<span id="more-449"></span>Semerkant&#8217;ta Büyük Hakanlık tahtında oturan amcasını metbu tanıyordu. Fakat Babür henüz çok gençti ve taht kavgaları da başlamış bulunuyordu. Bu yüzden hayatını güçlükle kurtararak kendine bağlı beğlerle 1504&#8242;te Kabil&#8217;e gitti. Devletinin başkentini de buraya taşıdı.</p>
<p>1507 yılında, padişah ünvanını alan Babür kendisini Timur&#8217;un en büyük varisi ilan etti. Ele geçirdiği yeni toprakları sadık beyleri arasında baylaştırdı. İdare ve orduyu düzene soktu. 1519&#8242;da Sind Irmağı&#8217;nı geçerek Pencab yöresinde hakimiyet kurdu. 1522&#8242;de Sind ve Belücistan arasındaki bölgeye de hakim oldu. 1524&#8242;de Delhi Sultanı İbrahim Ludî&#8217;nin kuvvetlerini yendikten sonra Lahor&#8217;a girdi.</p>
<p>İmrahim Ludî&#8217;nin 100 bin asker ve 1000 filden oluşan büyük bir ordusu vardı. Bu ordu ile Babür&#8217;ü yok etmek azmiyle üzerine yürüdü. Babür&#8217;ün asıl kuvveti ise 13,500 kişilik şeçkin Türkistan atlılarından ibaretti. Ama ateşli silahlara da sahipti. Osmanlı Türlerinden Mustafa Rumi adlı subayın idare ettiği bir topçu birliği vardı. Babür&#8217;e savaşı kazandıran bu topçu birliği ve atlı askerleri oldu.</p>
<p>Hinduların ateşli silahları yoktu. Yarım gün süren savaşta, Ludî&#8217;nin ordusundan 40 bin kişi ölmüş, büyük bir kısmı esir alınmış, diğerleri de kaçmışlardı. İbrahim Ludi bu savaşta öldü.Bundan sonra Delhi&#8217;ye giren Babür, 1526&#8242;da Hint-Türk İmparatorluğu&#8217;nu kurmuş oldu. 1527&#8242;de putperest Hindulardan oluşan bir orduyu yenince &#8220;Gazi&#8221; ünvanını aldı.</p>
<p>Babür, kendisinin ve askerlerinin Türk oluşu ile iftihar eden, adil, koruyucu bir hükümdardı. Kendisini beğlerine ve kumandanlarına sevdirmişti. Aynı zamanda çok büyük bir edip ve şair idi. Arap alfabesini almış, ama Çağatay Türkçesini, daha doğrusu Orta Asya Türkçesini resmi dil olarak ilan etmişti. (Babürname adı ile meşhur olan hatıratından ve devrinin kültür hareketlerinden bölüm sonunda bahsedilecektir. Burada şu kadarını söyleyelim ki bu eseri hem bizim tarihçilerimiz, hem yabancılar, bütün Türk dünyasında ve bütün zamanlarında Türkçenin en büyük şaheseri sayarlar).</p>
<p>Babür, Delhi&#8217;den sonra Agra&#8217;yı da almış ve burasını başkent yapmıştı. 1528&#8242;de Luknov ve Bengal&#8217;i de ele geçirdi. Fakat 1529 sonlarına doğru hastalandı. Devletin ileri gelenlerini huzuruna çağırarak, onlara oğlu Hümayun&#8217;u veliaht seçtiğini bildirdi ve kabul ettirdi. 1530&#8242;da başkent Agra&#8217;da öldü, fakat Kabil&#8217;de gömüldü. 1646&#8242;da torunu Şahcihan ona Kabil&#8217;deki kabri üzerinde muhteşem bir türbe yaptırdı.</p>
<p>Babasının ölümü üzerine tahta çıkan Humayun 26 yıl saltanat sürdü Fakat saltanatının ilk yıllarında tahtına göz dikenlerle ve babasının yendiği düşmanlarla mücadele etmek zorunda kaldı. Altı erkek kardeşi vardı. Onlara ve öteki akrabalarına geniş araziler ve başka tavizler vererek tahtını korudu.</p>
<p>Öte yandan, Ludî hükümdarı Mahmud Ludi, Afgan emirleri ve bazı racalar ile birleşerek Humayun&#8217;a karşı harekete geçti. Gucerat hükümdarını da hareket için tahrik etti. Fakat Humayun Şah ikisini de yendi. Ancak çok geçmeden kardeşler arasında da kavga çıktı. Gucercat valisi olan kardeşi Askerî, başkent Arga üzerine yürüdü. Sonunda barıştılar ama kardeşler arasında birlik yine sağlanamadı.Bu sırada, Ludîlerin yerine Sur Devleti&#8217;in kurmaya çalışan Şir-Han, bir gece Agra&#8217;ya baskın yaptı ve Hümayun Şah, kardeşlerinden de yardım görmeyince Şah Tahmasb&#8217;a (Safevilere) sığındı.</p>
<p>Şir-Han, Safevîleri ortadan kaldırmak için Osmanlılarla anlaşınca Şah Tahmasb da Humayun Şah&#8217;ı kendi ordusu ile destekleyerek onun üzerine, yani Hindistan&#8217;a gönderdi. Bu Hümayun Şah için iyi bir fırsat oldu. Artan ve toparlanan kuvvetleriyle Kabil, Kandehar ve Bedahşan&#8217;ı geri aldı. Babası Babür gibi o da Kabil&#8217;i üs yaparak yeniden fetihlere başladı. 1555&#8242;te büyük Afgan ordusunu yenerek Delhi&#8217;ye girdi. Kardeşleriyle anlaştı ve yeniden İmparatorluğa hakim oldu.</p>
<p>Hümayun Şah, Tahmesb&#8217;dan yardım görse de Şiiliğe itibar etmedi ve Safevîleri kendi devletinin geleceğini tehdit eden bir tehlike olarak gördü. Onun için Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman&#8217;a &#8220;Padişah Baba&#8221; diye hitap eder mektuplar yazdı. Doğunun kendisine bırakılması halinde Safevî tehlikesini birlikte yok edebileceklerini bildirdi. Humayun Şah, babası Babür Şah kadar iyi bir kumandan ve idaresi değildi. Sık sık ayaklanmalar oluyordu. Ama yine de imparatorluğu koruyabilmişti.</p>
<p>1556&#8242;da kütüphanesinin yüksek raflarından kitap almaya çalışırken merdivenden düştü ve ağır yaralandı. 28 şubat 1556 günü öldü. Ölmeden önce, o sırada misafiri olan Osmanlı Derya Kaptanı Seydi Ali Reis&#8217;in de tavsiyesi ile Bedahşah&#8217;da ayaklanan Afgan birlikleriyle çarpışmakta olan oğlu Ekber&#8217;e bir name göndererek onu veliaht tayin etmişti. Yine Seydi Ali Reis&#8217;in tavsiyesiyle, Ekber&#8217;in şavaşı bitirip dönüşüne kadar ölümü gizli tutuldu. Bir ay kadar sonra, ayaklanmayı bastıran Ekber geldi ve tahta çıkarıldı.Ekber henüz 14 yaşındaydı ama sadık kumandanları ve kudretli atabeyi Bayram Han sayesinde başarılı olmuştu. Humayun Şah da babası kadar kudretli olmamakla beraber divan sahibi iyi bir şairdi. Delhi&#8217;de güzel bir türbesi vardır.</p>
<p>On dört yaşında tahta çıkan Ekber Şah, 49 yıl saltanat sürdü. Yirmi yaşına kadar devlet idaresinde baş yardımcısı ve yetkili olan atabeyi Bayram Han&#8217;ı zorla emekli ederek Hacca gönderdi ve bundan sonra ülkenin tek hakimi oldu. Güçlü bir teşkilat kurdu. Ayaklanmaları dağılmaları önledi. 1578&#8242;de Bengal, 1581&#8242;de Kabil, 1587&#8242;de Keşmir, 1592&#8242;de Sind ve 1594&#8242;de Kandehar&#8217;ı tam olarak itaat altına aldı.</p>
<p>Ekber Şah zamanında, sarayda, Hint tesiri artmaya başladı. Haremine aldığı Hintli kadınların tesiri ve hoşgörüsü ile, Hinduların da vatandaş sayılarak asker ve devlet memuru olmalarını sağladı. Müslümanlarla ordular arasında eşitlik sağlanınca ülkede gerginlikler azaldı. O &#8220;halkın devlet için değil, devletin halk için var olduğu&#8221; anlayışını benimsedi ve benimsetti. Muazzam nüfusu olan Hindistan&#8217;da Türkler küçük bir azınlık durumunda idiler ve daha çok asker ve memur oluyorlardı. Bir çok bakımdan eşitlik sağlandığı için azınlığın çoğunluk üzerindeki hakimiyeti bir mesele olmaktan çıkmıştı.</p>
<p>Ekber Şah, 1603&#8242;te hastalandı ve konuşamaz hale geldi. Oğlu Cihangir&#8217;i cağırarak ona kendi eliyle kılıç kuşandırdı ve hükümdarlık sarığın giydirdi. Ölümünden evvel Sıkanda&#8217;da kendisi için bir türbe inşaatı başlatmıştı. Fakat kat ve piramidi andıran bu türbe oğlu Cihangir tarafından tamamlatıldı ve oraya gömüldü. Ekber Şah 1605&#8242;te ölmüştü.</p>
<p>Selim Cihangir Şah, yirmi iki yıl saltanat sürdü. Adil, fakat zevk ve eğlenceye düşkün bir hükümdar idi. Hemen hemen hiçbir askerî başarı elde edemedi ve Kandahar şehrini İranlılara kaptırdı. Devletin ileri gelenleri de kendi nüfuzlarını arttırmak için mücadele etmekten başka bir şey yapmadılar. Cihangir&#8217;in yaptığı en önemli iş Ağra ve Lahor arasındaki yol idi.</p>
<p>Zayıf iradeli bir hükümdar olan Cihangir zamanında saray ve entrikalarına kadınlar da karışmaya başladılar. Gevşek yönetimi yüzünden oğulları ile arası açıldı.</p>
<p>İngilizlerin, Hindistan ticaretine el atmaları ve Gucerat&#8217;ın Surat limanında tüccarlarının yerleşeceği bir yer açmaları da Cihangir zamanına rastlar (1613). İngiltere&#8217;nin bir köprü başı gibi kullandığı bu liman, zaman içinde bütün ülkeyi ele geçirmesini sağlayacaktı.<br />
Cihangir, tahttan indirileceği bir sırada öldü ve oğlu Hürrem Şah, &#8220;Şah Cihan&#8221; adı ila tahta çıktı (1628).</p>
<p>Evrengzib&#8217;in (I. Alemgir&#8217;in) 1707&#8242;ye kadar süren saltanat döneminde, imparatorluk en geniş sınırlarına ulaştı ve Hindistan&#8217;ın tamamı Türk hakimiyetine girdi. Evrengzib koyu bir Müslüman, cesur bir komutan, iyi bir idareci ve yeniliklere açık bir devlet adamı idi. Taht kavgasına girişen kardeşlerini ortadan kaldırdı.</p>
<p>Evrengizb Türk ve Müslüman dünyası ile iyi ilişkilerde bulunmuş, komşuları ile önemli bir meselesi olmamıştır. Halktan alınan vergileri azaltmış, düzeni ve huzuru sağlamıştı. Yemen İmamına, Habeşistan Hükümdarına gümüş ve altın para yardımı yapmıştır.</p>
<p>Fakat, onun zamanında Hindistan ticaretine İngilizlerden sonra Hollandalılar da el atmış, Gucerat limanlarında onlara da bazı imtiyazlar verilmişti. Ülkesinde gittikçe çoğalan yabancı şirketlerin sömürücü tutumlarından şikayetçi idi ama, kendi ticaret gemilerini Hint Denizi&#8217;nde korsanlara karşı İngilizler koruduğu ve Hindistan&#8217;ın ekonomik menfaatleri onları hoş tutmayı gerektirdiği için gümrük vergileri biraz arttırmaktan başka bir şey yapamadı.</p>
<p>Evrengzib, Hindistan&#8217;ın en adil hükümdarı olarak isim yaptı. En büyük kusuru, Türkistan&#8217;dan yeteri kadar Türk askeri getirmemiş olmasıdır. Çünkü Türkistan askerleriyle hem çoğunluğun baskısına hem de ülkeyi ele geçirmeye çalışan Batılılara karşı daha güçlü ve başarılı olacaktı.</p>
<p>Evrengzib, 1707 yılında öldü ve bütün Türk devletlerinde kötü bir gelenek halini alan taht kavgaları yine başladı.</p>
<p>Evrengzib&#8217;den sonra, kabiliyetsiz şehzadelerin birbirlerine düşmeleri, racaların isyanı, ülkeyi sarstı ve gerileme başladı. Nihayet Alemgir&#8217;in (Evrengzib&#8217;in ) oğullarından I. Bahadır Şah tahta çıktı. Fakat onun zamanında Racputlar isyan ettiler. Sih&#8217;ler de başkaldırdı ve büyük karışıklıklar yarattılar. Bu kargaşalıktan yararlanan Afganlılar bağımsızlıklarını ilan etmekte gecikmediler.</p>
<p>1723&#8242;te &#8220;Delhi&#8221; ve &#8220;Haydarabad&#8221; şahlıkları olmak üzere ülke ikiye ayrıldı. Bu durumdan yararlanan İran (Avşar) hükümdarı Nadir Şah 1739&#8242;da Kuzey Hindistan&#8217;ı ve Delhi&#8217;yi zaptetti. Çok büyük ganimet aldı. Hint-Türk İmparatorluğu&#8217;nun hazinesinden o zamanın parasıyla 700 milyon rupilik kısmına el koydu. Fakat Bahadır Şah&#8217;ın torunu yerine bıraktı. İdare Nadir Şah&#8217;ın tayin ettiği umumi valinin elindeydi.</p>
<p>1748&#8242;de bu defa Afganlı Ahmed Şah Hindistan&#8217;a girdi. Sind, Pencap ve Keşmir eyaletlerini hakimiyeti altına aldı.</p>
<p>Artık Babürlü Hakimiyeti iyice zayıflamış, sınırları daralmıştı. 1760&#8242;ta II. Alemgir Şah, veziri tarafından öldürüldü ve yerine II.Şah Alem geçti. Bu şah, ülkeye gittikçe yayılan İngilizlerle savaştı. Ama, 1764 Baksar Savaşında yenilgiye uğrayınca, İngilizler idareye hakim oldular ve bundan sonra gelen hükümdarlar bir İngiliz memuru olmaktan ibaret kaldılar.</p>
<p>1766&#8242;da, Allahabad Anlaşması&#8217;yla pekişen İngiliz hakimiyetinden sonra bazı direnişler, isyanlar oldu. Mesela 1857&#8242;de büyük &#8220;Sipahi isyanı&#8221; çıktı. Ama İngilizler bu isyanı da bastırdıktan sonra 1858&#8242;de bütün Hindistan&#8217;ı İngiliz İmparatorluğu&#8217;na kattılar. 1877&#8242;de Kraliçe Victoria resmen Hindistan İmparatoriçesi ilan edildi.</p>
<p>Kendi adıyla anılan imparatorluğun kurucusu, büyük kumandan devlet adamı ve teşkilatçı olan Babür, aynı zamanda büyük bir edip, şair, alim idi. Bilim ve sanat adamlarını koruyor, teşvik ediyordu. &#8220;Eğer baban iyi kanun koymuşsa onu muhafaza et, yürürlükte tut, eğer bu kanun fena ise, ihtiyacı karşılamaz duruma gelmişse, yenisini yap&#8221; ilkesinden hareket ederek, yararlı kanun ve müesseselere işlerlik kazandırıyor, bunları geliştiriyor, modası geçmiş, yetersiz kalmış olanlarını yürürlükten kaldırıyordu.</p>
<p>Babür İmparatorluğu&#8217;nda ekonomik hayat tarıma dayanıyordu. Sebzecilik, tütüncülük, afyonculuk yaygındı. En çok pamuk üretilirdi ve dokumacılık ileriydi. Yün, pamuk ve ipekli kumaşlar, elle yapılan eşyalar Avrupalılara satılır, dışarıdan çok az şey alınırdı. Çünkü ülke, o zamanki nüfusuna yeterli bir ekonomiye sahipti. Bununla beraber, yağmursuz geçen yıllarda büyük kıtlıklar olurdu.</p>
<p>Babür İmparatorluğu&#8217;nda büyük şair, edip ve tarihçiler yetişmiştir. Mimarlık çok yüksek bir seviyeye çıkmış, bütün Hindistan çok güzel eserlerle adeta doldurulmuştur. Hindistan&#8217;daki bu Türk İmparatorluğu&#8217;nu yöneten hükümdarların en büyük hata veya kusuru, devletin geleceğini düşünerek, çok nüfuslu bu ülkede Türk nüfusu çoğaltmamak olmuştur. Mevcut Türkler azınlıkta kalıyor, onlar da orduda ve devlet işlerinde görev alıyorlardı. Bunun sonucu olarak, Babür zamanında Türkçe olan konuşma ve yazı dili Babür&#8217;den sonra yavaş yavaş bırakılmış, onun yerini Farsça, daha sonra Urduca almıştır. Urduca (Orduca), çoğunluğu Türklerden oluşan askerlerin, yerlilerle anlaşmak için kullandığı karma bir dil olarak gelişti. Türkçe, Farsça ve değişik Hindu lehçelerinden alınan kelimelerle meydana gelen bu dil, bu gün Pakistanlıların resmi dilidir ve Hindistan&#8217;ın büyük bir bölümünde de konuşulmaktadır.</p>
<p>Hindistan&#8217;da dini hayat canlıydı. Müslümanlık, yerliler arasında yayılmıştı. Yalnız Delhi&#8217;de binden fazla medrese vardı. Türkistan&#8217;dan gelen tasavvuf hareketi Hindistan&#8217;ı da etkilemiş ve burada Çişti, Nakşibendî, Kadirî, Sühreverdî, Şettarî tarikatları yaygın hale gelmişti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hukumdar.net/babur-imparatorlugu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Timur İmparatorluğu</title>
		<link>http://www.hukumdar.net/timur-imparatorlugu.html</link>
		<comments>http://www.hukumdar.net/timur-imparatorlugu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Oct 2009 16:43:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Timur İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[devleti]]></category>
		<category><![CDATA[imparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[timur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hukumdar.net/?p=444</guid>
		<description><![CDATA[Kurucusu: Timur Gürkan Büyük Timur İmparatorluğu, 1370 ile 1507 yılları arasında hüküm süren, sınırları Orta Asya&#8217;dan İzmir&#8217;e uzanmış olan, bir Türk devletidir. 1507&#8242;de Akkoyunlular&#8217;la ve Karakoyunlular&#8217;la mücadele neticesinde zayıflamaları ve Özbeklerin istilasına uğraması sonucu yıkılmıştır.Timur, 1370-1405 yılları arasında yaptığı seferlerle, &#8230; <a href="http://www.hukumdar.net/timur-imparatorlugu.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-445" style="margin-left: 3px; margin-right: 3px;" title="timur" src="http://www.hukumdar.net/wp-content/timur-150x150.gif" alt="timur" width="150" height="108" />Kurucusu: Timur Gürkan<br />
Büyük Timur İmparatorluğu, 1370 ile 1507 yılları arasında hüküm süren, sınırları Orta Asya&#8217;dan İzmir&#8217;e uzanmış olan, bir Türk devletidir. 1507&#8242;de Akkoyunlular&#8217;la ve Karakoyunlular&#8217;la mücadele neticesinde zayıflamaları ve Özbeklerin istilasına uğraması sonucu yıkılmıştır.<span id="more-444"></span>Timur, 1370-1405 yılları arasında yaptığı seferlerle, Harezm, Doğu Türkistan, İran, Azerbaycan, Hindistan Delhi Sultanlığı, Irak, Suriye, Altın Orda Devleti ve Osmanlı Devleti&#8217;nin de içinde bulunduğu muazzam büyüklükteki topraklara hâkim olmuştur. Onun fetihleri, sonuçları açısından, Türk Tarihi&#8217;ni derinden etkilemiştir. Meselâ, Altınorda Hanı Toktamış üzerine düzenlediği seferler (1391) Altınorda Devleti&#8217;nin çöküşüne ve yerine bölge hanlıklarının kurulmasına sebep olurken, Moskova Knezleri&#8217;nin güçlenmesini de beraberinde getirmiştir. Böylece, XVI. yüzyıldan itibaren Rusya&#8217;nın Kafkaslar ve Deşt-i Kıpçak&#8217;a doğru yayılması söz konusu olacaktır.<br />
seferleriyle Hindistan Delhi Sultanlığı&#8217;nı, Timur Han, 1401&#8242;e kadar yapılan dört seferle Irak ve Güney Anadolu, 1398-13991401-1402&#8242;de Suriye&#8217;yi fethetti. Nihayet, 1402&#8242;de yapılan Ankara Savaşı&#8217;nda, Osmanlı Devleti&#8217;ni de mağlup ederek itaat altına aldı.<br />
Timur&#8217;un Türkistan&#8217;a hâkimiyeti Özbek, Kazak ve Türkmenlerin günümüze kadar ulaşacak olan tarihlerinin de nirengi noktasını teşkil eder. 1398-1399&#8242;da Hindistan Delhi Sultanlığı&#8217;na düzenlediği sefer de bölgedeki siyasî ve kültürel yapının değişmesine sebep olmuştur. Ancak Timur&#8217;un 1399&#8242;da yedi yıl süren Anadolu Seferi&#8217;ne çıkıp, 1402Ankara Savaşı ile Yıldırım Bayezıd&#8217;ı yenip, Anadolu&#8217;yu ele geçirmesi, Osmanlı tarihinde unutulmaz bir yer tutar. Ülkesindeki karışıklıklar sebebiyle Anadolu&#8217;da fazla kalamayan Timur, Çin seferine giderken yolda hastalanarak ölmüştür. (1405)<br />
Timur&#8217;un ölümünden hemen sonra devlet oğlu ve torunları arasında paylaşılmıştır. Buna göre; Torunu Muhammed başkent Semerkant&#8217;ta tahta çıkarken, diğer torunları Pir Muhammed ile İskender İran&#8217;da, 3. oğlu Miranşah Bağdat ve Azerbaycan&#8217;da, en küçük oğlu Şahruh ise Horasan&#8217;da yerleşmişlerdir.<br />
Şahruh, Maveraünnehir bölgesini de ele geçirerek, Herat şehri merkez olmak üzere devletini kurdu. Ardından İran ve Azerbaycan&#8217;ı da hâkimiyetine alan Şahruh dönemi (1407-1447), Türkistan&#8217;da parlak bir kültür hayatının başlangıcı olmuştur. Şahruh&#8217;un ölümü üzerine, tahta büyük bir alim ve astronom olan oğlu Uluğ Beğ geçti. Onun iki yıllık saltanatı mücadeleler içinde geçmiş ve oğlu tarafından öldürülünce ülke dahilinde büyük karışıklıklar çıkmıştır.<br />
Miranşah&#8217;ın torunu Ebu Said&#8217;in Akkoyunlu Uzun Hasan&#8217;a yenilmesiyle (1469) Horasan&#8217;ın batısında kalan bütün topraklar Akkoyunluların eline geçti. Timurlulardan yalnız Hüseyin Baykara (1469-1506) Horasan&#8217;da tutunabilmiştir. Başkenti Herat, Türk tarihinde sayılı kültür merkezlerinden biri oldu. Ünlü Türk şair ve ilim adamı Ali Şir Nevai burada yetişmiştir. Baykara&#8217;nın oğlu Bediüzzaman&#8217;ın hükümdarlığı zamanında, Özbek hükümdarı, Şeybani Muhammed Han&#8217;ın başkent Herat&#8217;ı ele geçirmesi (1507), Timurluların sonu oldu. Timurlulardan Babür Türkistan&#8217;da başarılı olamayınca, Hindistan&#8217;a giderek 1519&#8242;da Türk-Hint İmparatorluğu&#8217;nu kurmuştur.</p>
<p>800px-Mongol_dominions.jpg</p>
<p>Timur Sultanları</p>
<p>* Timur Gürkan (Küregen) (1368 &#8211; 1405)<br />
* Sultan Halil (1405 &#8211; 1409)<br />
* Sultan Şahruh (1409 &#8211; 1447)<br />
* Sultan Uluğ &#8211; Beğ (1447 &#8211; 1449)<br />
* Sultan Abdüllatif (1449 &#8211; 1450)<br />
* Sultan Abdullah (1450 &#8211; 1451)<br />
* Sultan Ebu &#8211; Said (1451 &#8211; 1469)<br />
* Sultan Ahmed (1469 &#8211; 1494)<br />
* Sultan Mahmud (1494 &#8211; 1495)<br />
* Sultan Baysungur (1495 &#8211; 1497)<br />
* Sultan Babür (1497 &#8211; 1498)<br />
* Sultan Ali (1498 &#8211; 1501)</p>
<p>Egemenlik Alanı<br />
Kapladığı Alan:<br />
Batıda Balkanlar; kuzeyde Volga kıyıları; güneyde Hint Okyanusu; doğuda Orta Asya bölgeleridir.</p>
<p>Timurların Türk ve Dünya Tarihine katkıları</p>
<p>* Altınordu Devleti&#8217;ni yıkarak Türk uluslarının karşısına Rusları çıkartmıştır.<br />
* Orta Asya&#8217;da kurulmuş ve Orta Asya&#8217;daki Türk boylarını hatta Anadolu Türkleri&#8217;ni bir çatı altında toplamış son büyük imparatorluktur.<br />
* Orta Asya&#8217;da büyük medeniyet kurmuştur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hukumdar.net/timur-imparatorlugu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Batı (Avrupa) Hun İmparatorluğu</title>
		<link>http://www.hukumdar.net/bati-avrupa-hun-imparatorlugu.html</link>
		<comments>http://www.hukumdar.net/bati-avrupa-hun-imparatorlugu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Oct 2009 16:37:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Batı (Avrupa) Hun İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[devleti]]></category>
		<category><![CDATA[hun]]></category>
		<category><![CDATA[imparatorluğu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hukumdar.net/?p=438</guid>
		<description><![CDATA[Batı Hunları ile ilgili kaynaklar ve yorumlar çok çeşitlidir. Bazı kaynaklar Batı Hun İmparatorluğu ile Avrupa Hun İmparatorluğu&#8217;nu ayırmakta ve bunları iki ayrı devlet olarak kabul etmekte, bazıları ise Batı ve Avrupa Hun İmparatorluklarını birbirlerinin devamı sayarak tek devlet kabul &#8230; <a href="http://www.hukumdar.net/bati-avrupa-hun-imparatorlugu.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-439" style="margin-left: 3px; margin-right: 3px;" title="avrupahun" src="http://www.hukumdar.net/wp-content/avrupahun-150x150.gif" alt="avrupahun" width="150" height="111" />Batı Hunları ile ilgili kaynaklar ve yorumlar çok çeşitlidir. Bazı kaynaklar Batı Hun İmparatorluğu ile Avrupa Hun İmparatorluğu&#8217;nu ayırmakta ve bunları iki ayrı devlet olarak kabul etmekte, bazıları ise Batı ve Avrupa Hun İmparatorluklarını birbirlerinin devamı sayarak tek devlet kabul etmektedir. <span id="more-438"></span>Batı Hunlarının geldikleri yer konusunda da değişik görüşler ileri sürülmesine karşın, son yapılan araştırmalar bu Hunların Büyük Hun İmparatorluğu&#8217;nun dağılmasından sonra Orta Asya&#8217;dan göç eden kavimler olduğunu kesinleştirmiştir. Batı Hunlarının Asya kökenli ve Büyük Hun Devleti&#8217;ni kuran kavimlerin torunları olduklarına artık kesin bir gözle bakılmaktadır. Bu konuda tarihsel, kültürel ve toplumsal bilgiler kanıtlanmıştır.</p>
<p>Hunlar Batı steplerine göç etmeden önce buralarda İskitler yaşıyordu. Daha sonraları İran&#8217;dan gelen Sarmallar İskit İmparatorluğu&#8217;nun yıkılmasında önemli rol oynadılar ve İran kökenli kavimler Batı steplerine yayıldılar. Büyük Hun İmparatorluğu dağıldıktan sonra Orta Asya&#8217;da kurulması denenen bazı Hun devletleri uzun ömürlü olamadı ve Hunlar yavaş yavaş Batı&#8217;ya doğru göç etmeye başladılar. Öncelikle Aral Gölü civarında görülen Hunlar, sonraları Don ve Volga ırmakları kıyılarında görüldüler. Bu tarihlerde Karadeniz&#8217;in bazı kısımları Gotların işgali altında bulunuyordu. Don-Dinyeper ırmakları arasında Ostrogotlar, onların batısında da Vizigotlar yerleşmişti. Daha Batı&#8217;da ise Vandallar oturuyordu. Bu bölgelerde ayrıca bazı Germen kavimleri ile İran boyları karışık biçimlerde yaşıyorlardı. Hun başbuğu Balamir&#8217;in yönetimindeki ilk saldırılar önce Doğu Gotları olan Ostrogot devletini yıktı, sonra da Batı Gotları olan Vizigotlar tarih sahnesinden silindiler. Gotlar bu yenilgiler üzerine kalabalık gruplar halinde Batı Avrupa&#8217;ya kaçtılar. Bu dönemde birçok kavim Hunların zorlamasıyla Karadeniz&#8217;in kuzeyinden Avrupa&#8217;ya doğru göç etti. Hunlar Roma İmparatorluğu&#8217;nun kuzey kesimlerini de altüst ederek İspanya&#8217;ya kadar büyük bir kavimler göçüne neden oldular. Yendikleri kavimlerden aldıkları esirler ile ordularını genişleterek Avrupa&#8217;nın içine doğru saldırılarını yoğunlaştırdılar. Kısa zamanda yoğun bir Hun saldırısı ile karşı karşıya kalan Avrupa&#8217;nın dengesi altüst oldu. Tüm Avrupalılar Hunlara barbar gözü ile bakıyor ve onlardan çok korkuyorlardı. Hunlar ilk kez 378 yılında Tuna nehrini geçtiler ve Roma İmparatorluğu&#8217;ndan herhangi bir direniş görmeden Trakya&#8217;ya kadar indiler. Daha sonraları da Macaristan&#8217;ın iç kısımlarına uzanan bir büyük sefer düzenlediler. Bu bölgelerde yaşayan kavimler korkularından Roma İmparatorluğu&#8217;nun sınırları içine giriyorlar ve Romalıların askeri gücüne sığınıyorlardı.</p>
<p>Roma İmparatoru I.Theodosius&#8217;un 395&#8242;te ölmesi üzerine Hunlar yeniden harekete geçtiler, iki cepheden hareket eden Hunlar&#8217;ın bir kısmı Balkanlar&#8217;dan Trakya&#8217;nın içlerine inerken bir kısmı da Kafkasya&#8217;dan geçerek Anadolu&#8217;nun iç kısımlarına giriyorlardı. Hunların doğu kanadı tarafından düzenlenen bu akınları Basık ve Kursık adlı başbuğlar yönetiyordu. Hunlar Anadolu&#8217;ya indikten sonra burada kalmamışlar, iç kısımlara doğru ilerlemişler, Çukurova&#8217;yı ve Suriye&#8217;yi işgal etmişlerdir. Kudüs&#8217;e kadar inen Hunlar daha sonra kuzeye dönerek Orta Anadolu&#8217;ya yürüdüler ve daha sonra da Azerbaycan yolu ile kendi merkezleri olan Kuzey Karadeniz&#8217;e döndüler. İskitlerden sonra Türklerin ikinci kez Anadolu&#8217;ya gelişleri Hunlar döneminde olmuştur. Hunlar bir süre sonra Doğu Roma İmparatorluğu&#8217;nu çökertmeye yönelik saldırılarını artırdılar. Ancak dış politika olarak Doğu Roma&#8217;yı ortadan kaldırmayı ana ilke olarak benimserken, buna karşı Batı Roma ile dostluk ilişkilerini geliştirmişlerdi. Avrupa&#8217;da ortalığı karıştıran bazı barbar kavimlerin hem Romalıların hem de Hunların düşmanı olması Hun devletini böyle bir dış politikaya yöneltmişti. 400 yılından sonra ise Hunlar Batı Roma&#8217;nın sınır eyaletlerine girmeye başladılar. Hun korkusu ile yerlerini terk eden Vandallar, Saksonlar, Burgonlar Avrupa&#8217;yı birbirine katıyorlardı. Hem Romalılar hem de Hunlar bu barbar kavimlerin üzerine giderek bunları sindirdiler. Hunların zaferlerinden sonra bu kavimler daha da Batı&#8217;ya yöneldiler ve Galya&#8217;ya gittiler. Böylece Batı&#8217;ya doğru Hunların yolu üzerindeki engeller kalkmış oluyordu.</p>
<p>Sınırları Asya&#8217;da Balkaş Gölü yakınlarına kadar uzanan Hun İmparatorluğu&#8217;nun batı kanadı hükümdarı olan Uldız, 405 ve 409 yıllarında Tuna&#8217;yı geçerek Bizans&#8217;a Hun tehdidinin sürdüğünü göstermişti. Uldız&#8217;dan sonra Hun İmparatorluğu&#8217;nun başına Karaton geçti. Karaton daha çok doğu yöresiyle uğraştı ve Bizanslılar ile ilişki kurdu. Bizans devletinin ortadan kaldırılması için de bir yandan hazırlıklarını sürdürdü.</p>
<p>Tuna havzasını ele geçirip bölgedeki kavimleri Batı&#8217;ya süren Hunlar, yavaş yavaş Tuna nehrinin kıyılarına yerleştiler, imparatorluğun merkezi de Tuna kıyılarında kuruldu. Ne var ki, Batı Hunlarının büyük bir bölümü gene de Don ırmağının doğusunda uzanan steplerde yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Batı Hun İmparatorluğu&#8217;nun ilk merkezi bu steplerdeydi, sonraları Tuna kıyılarına geçilmiştir. 400 yılı sıralarında Avrupa&#8217;ya yerleşmeyi tamamlayan Hunlar, bundan sonra hep Roma İmparatorluğu ile ilgilenmişlerdir. Hunlar Tuna havzasında yerleştikten sonra göçebelikten vazgeçmişler ve diğer bölgelerin fethedilmesi için, daha önce kendilerine bağladıkları kavimleri kullanmışlardır.</p>
<p>Tuna ve Tisa havzalarının işgalini sürdürebilmek için Hunların Çek ve Moravya ovalarından geri dönmeleri gerekiyordu. Transilvanya&#8217;nın her parçasının işgaline ancak sıra geliyordu. Önemli gördükleri yerlere kendileri gidiyorlar, önemsiz yerlere de kendilerine bağımlı kavimleri gönderiyorlardı. Özellikle Pontus bölgesinde egemenlikleri altına aldıkları Doğu Gotları Hunlar adına çok kan dökmüşlerdi. Daha sonraları Hunlar hem Burgondların, hem de Frankların bölgelerine akınlar düzenleyerek bu bölgeleri de kendi egemenlik alanı içine aldılar. Böylece Hunlar Kuzey Denizi&#8217;ne kadar geldiler. Bu step kavimi Kuzey Denizi&#8217;nin rutubetli ve tuzlu havası karşısında yenilgiye uğradı. Buralara yerleşemeyeceklerini anladılar ama, gene de bu bölgeyi gelecekteki akınları için kendi denetimleri altında tutmak istiyorlardı, Roma İmparatorluğu&#8217;na bağlı olan Batı bölgelerinde gözleri vardı. Bu bölgelere yapacakları akınlarda Kuzey Denizi kıyılarını üs olarak kullanmayı düşünüyorlardı. Hunlar kuzeydeki kavimlerin yalnızca bağlılıklarıyla yetindiler ve onlardan fazla bir şey beklemediler.</p>
<p><strong>Yeni Bir Kavim </strong></p>
<p>Hun devletinin yükselme dönemi olan 400 yıllarında Asya steplerinde yeni bir kavim beliriyor ve zamanla bir göçebe imparatorluğu kuruyordu. Bunlar Avarlardı. Balkaş ve Aral gölleri civarında artık egemenliği ele geçiriyorlardı. Hunlar doğu bölgelerinde meydana gelen bu değişikliğe karşı çıkmamış ve imparatorluğun sınırlarını, savunma hatlarını Aral Gölü&#8217;nün civarına çekmişlerdi. Ancak, Doğu kapısını ellerinde tutarak Asya&#8217;nın çeşitli bölgeleri ile ilişkileri sürdürüyorlardı. Avar tehlikesinden dolayı diğer Asya ulusları ile daha yakından ilişkiler kuruyor ve zaman zaman Romalılar ile anlaşarak çeşitli kavimleri kendi egemenlikleri altına alıyorlardı. Bu durum iki imparatorluğun da yararına oluyordu. Hunların barbarları dizginlemesi Roma İmparatorluğu&#8217;nu da barbar saldırılarından kurtarmış oluyordu. Buna karşılık Hunlar da Pontus&#8217;dan Kuzey Denizi&#8217;ne kadar uzayan geniş alanda Romalıların hiçbir isteği olmayacağından emin yaşıyorlardı. Barbar kavimlerin istilasına ve iç karışıklıklara karşın Roma ve Hun İmparatorlukları arasındaki anlaşma o dönemde önem kazanıyordu. Hunlardan sonra barbar dünyasına egemen olan Avarlar ve Göktürkler de Bizansa karşı benzer bir politika izlemişler ve tıpkı Hunlar gibi başlangıçta Bizans İmparatorluğu&#8217;nun dostluğunu aramışlar, sonraları ise saldırıya geçmişlerdi.</p>
<p>İran ile anlaşan Hunlar, ancak bundan sonra Gotlar ve benzeri barbar kavimlerin egemenliklerine son vermişlerdir. Hunlar ile Batı Roma İmparatorluğu arasındaki sıcak ilişkiler Hun İmparatoru Uldin zamanında başlamıştır. Hunlar saldırılardan sonra toparlanınca Uldin artık Bizans&#8217;tan bir şey beklememeye başladı. Sonraları da Bizans&#8217;a saldırılarını artırdı. Roma İmparatorluğunun elinde ise Hun anlaşması büyük bir koz olarak bulunuyordu. Kendisine bağlı Cermen kavimleri ne zaman başkaldırırsa Hunların bunları ezmelerine izin veriyordu. Hun ve Roma anlaşması Germenlere en ağır darbeyi Ren nehri boylarında indirdi. Hunlar Burgond krallığını ortadan kaldırarak Galya&#8217;ya doğru ilerlediler. Bundan sonra zaman zaman Hun ve Roma ortak birlikleri civardaki diğer kavimler üzerine saldırılar düzenlediler. Hunların Bizans ile dostluğu çok kısa sürdü ama Batı Roma İmparatorluğu ile dostlukları karşılıklı çıkarlar nedeniyle uzun süreli oldu. Batı Roma İmparatorluğunun bir çöküş dönemine girmesi de bu dostluğu zorlayan ve uzun ömürlü kılan ana nedenlerdi. Batı Roma zayıfladığından düzenli orduları kalmamış ve savaşlara kendilerine bağlı kavimlerden oluşturdukları ordularla gidiyorlardı. Ayrıca barbarlardan bir kısmını ücretli asker olarak işe almışlar ve bunlardan Roma ordusunu kurmuşlardır. Roma devleti zayıfladıkça Hunların saldırıları ve yağmaları bu imparatorluğun topraklarında göze çarpıyordu.</p>
<p>Batı Hunları tarihinde 422 yılının özel bir önemi vardır. Bu tarihte Hun hükümdar ailesinden gelen dört kardeş olan Rua, Muncuk, Aybars ve *****&#8217;dan Rua, imparatorluk makamını işgal etti. Muncuk erken öldüğü için diğer iki kardeş kanat kralları durumunda bulunuyorlardı. Politikada Uldız&#8217;ın izinden yürüyen Rua, Bizans&#8217;ın Hun ordusunu ayaklanmaya kışkırtmak ve uyruk altındaki kavimleri Hunlar&#8217;dan ayırmak amacıyla Hun topraklarında çalıştırdığı casusluk örgütü ile propagandacıları ileri sürerek düzenlediği Balkan seferinde hiç direnme göstermeyen Bizans devletini yıllık vergiye bağladı. Vergi karşılığı olarak alınan 350 libre altın o dönem için önemli bir vergiydi. Batı Roma Devleti de iç karışıklıklar içinde bunalıyordu. O sıralarda güç durumda kalan Roma komutanları Hunlara kaçarak imparator Rua&#8217;nın yardımına sığınıyorlardı. Rua&#8217;nın güçlü kişiliği Hun Imparatorluğu&#8217;nu her iki Roma devletinde de etkin bir duruma getirmişti. Rua&#8217;dan barışı yıllık vergi ile sağlayan Bizanslılar bir yandan da Hunlara bağlı bulunan kavimleri kışkırtmaktan geri kalmıyorlardı. Bunun üzerine Rua Bizanslı tüccarların Hun topraklarında ticaret yapmaları ile Bizans devletinin Hun ülkesinden ücretli asker toplama iznini yasakladı. Bu arada Rua, karşılık olarak Hun İmparatorluğu&#8217;ndan kaçan eski bazı devlet adamı ve komutanların geri verilmesini istedi. Ne var ki, tam bu sırada 434 yılında İmparator Rua ölünce Bizanslılar çok sevindiler. Hun İmparatorluğu&#8217;nun başına yeni bir hükümdar geçince Bizanslıların sevinci kursaklarında kaldı. Amcası Rua ölünce onun yerine yeğeni Attila geçmişti.</p>
<p><strong>Attila Dönemi </strong></p>
<p>Hunların başına geçtiği zaman 40 yaşında olan Attila babası Muncuk erken öldüğü için amcası Rua&#8217;nın yanında yetişmiş, onunla birlikte tüm askeri seferlere katılmış, çeşitli kavimleri yakından tanımak şansına sahip olmuştu. İyi bir imparator olan amcası Rua&#8217;nın yanında devlet yönetimini, askerliği ve politikanın ilkelerini öğrenmişti. Attila yalnız değildi. Koca ülkeyi kardeşi Bleda ile yönetiyordu. Eğlenceden hoşlanan, enerjisi, gücü sınırlı olan Bleda, imparatorluğun yönetimini kardeşine bırakmayı daha baştan benimsemişti. Ordu, devlet ve politika tüm yönleri ile Atilla&#8217;nın elinde toplanmıştı. Doğu kanadının kralı amcaları Aybars ile gene amcaları olan Batı kanadı kralı ***** yerlerini koruyorlardı. Bu nedenle Hun İmparatorluğu içinde herhangi bir iktidar savaşı söz konusu değildi. Attila&#8217;nın koruması ile yönetimde11yıl kalan Bleda daha sonra 445 yılında öldü.</p>
<p><img src="http://www.denizce.com/images/toplumsal/turkdevlet/batihun.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p>Attila&#8217;nın başa geçişinden sonra gelen Bizans elçilerine yeni hükümdar sınırda bir karşılama düzenledi ve barış anlaşmasının ilkelerini onlara dikte ettirdi. Buna göre Bizans artık Hunlara bağlı kavimlerle kesinlikle ilişki kuramayacaktı. Ayrıca Bizans, kendine sığınan Hunları geri verecekti. Bizansın vergisi her yıl iki misli alınacak ve ticaret ancak sınır kasabalarında yapılabilecekti. Hunlara hemen geri verilen kaçakları Attila daha sınır kapısında astırdı. Bu olay, Attila&#8217;nın adının bütün Avrupa&#8217;da dehşetle anılmasına neden oldu. Bundan sonra Attila aylar süren uzun bir sefere çıkarak İmparatorluğun tüm sınırlarını dolaştı ve ayaklanan kavimlerin üzerine yürüdü. Batı kanadının merkezi Tuna kıyısında, Doğu kanadının merkezi de Dinyeper havzasında kurulmuştu. 430 yıllarında Hun egemenliği altında şu kavimler yaşıyorlardı.</p>
<p>1- Germenler; Gotlar, Suebler, Gedipler</p>
<p>2- Islavlar; Antlar, Venedalar, Sklavenler</p>
<p>3- İranlılar; Alanlar, Sarmallar, Neurlar, Baştarnalar</p>
<p>4- Finler; Ugorlar, Çudlar, Estler, Vidivariler</p>
<p>5-Türkler; Üçogur, Beşogur, Altıogur, Onogurlar, Saraogurlar, Agaçeriler, Sabarlar</p>
<p>Yaklaşık olarak sayıları elliye yaklaşan bu kadar çok kavim eski Türk devlet sistemine göre bir siyasal birlik oluşturmakta, yabancı kavim ve zümreler ancak reisleri, şefleri ve kralları aracılığıyla imparatorluğa bağlı bulunmaktaydı. Agaçerilerin ayaklanması dışında tüm kavimler Hun egemenliği altında barış ve düzen içinde yaşıyorlardı. Agaçeriler ayaklanması da Attila&#8217;nın büyük oğlu İlek tarafından bastırıldı. Zaman zaman ortaya çıkan kavimler göçü nedeniyle yerli halk bazen bunalıyordu. Yeni gelen kavimlerin yerli halkın elindeki ürünlere el koymak istemesi de bazı karışıklıklara yol açıyordu. Romalılar ise denetleyemedikleri köylü ayaklanması nedeniyle gene Hunların yardımını istiyorlardı. Hunlar sürekli olarak denetimleri altında yaşayan kavimleri izliyorlardı. En küçük bir sorun çıktığında Hun birlikleri orada oluyordu.</p>
<p>440 yılından sonra Attila Bizans devletine karşı baskıyı artırdı. Bizans Kralı&#8217;nın Hun kaçaklarına hoşgörülü davranması Attila&#8217;yı kızdırıyordu. Ticaret ilişkilerinde Yunan tüccarları Hunları aldatıyordu. Ayrıca Agaçeriler ayaklanmasında Bizans devletinin kışkırtıcı rol oynaması da Hunların baskılarını artırmalarına neden olmuştu. Kuzey Afrika&#8217;daki Vandal Kralı&#8217;nın Atilla&#8217;dan Bizans&#8217;a karşı yardım istemesi de Hunların tutumunu değiştirmişti. Attila Trakya üzerine yürümüşken Batı Roma devletinin aracı olması üzerine Hun orduları hızını kesti. Bir köylü çobanın savaş tanrısı Ares&#8217; in kılıcını bularak getirip Attila&#8217;ya teslim etmesi, Hunlar arasında dünyanın fethinin yakın olduğu biçiminde yorumlandı. Bununla beraber Bizans&#8217;ın kaçakları geri vermekte ağır davranması, yıllık vergi ödemede isteksizliği İkinci Balkan Seferi&#8217;nin başlamasına neden oldu. Attila&#8217;nın yönetimindeki Hun orduları yavaş yavaş iki koldan ilerleyerek tüm Trakya&#8217;yı işgal ettiler ve Büyükçekmece önlerine kadar geldiler. Attila buraya gelen Bizans elçilerini kabul etti. Yapılan anlaşmaya göre yıllık vergi üç katına çıktı ve Bizans 6000 libre savaş tazminatı ödemeyi yükümlendi. Bizans için en ağır koşul yıllık vergiydi. Her yıl bu kadar altının toplanması imparatorluğun gücünü aşıyordu. Bizans İmparatoru bu zor durumdan kurtulmak için Attila&#8217;ya bir suikast düzenledi. Ancak Attila bu durumu ortaya çıkardı ve Bizans İmparatoruna ağır bir mektup göndermekle yetindi. Çünkü bu sıralarda artık Attila Batı Roma İmparatorluğu&#8217;nun üzerine yürümeye hazırlanıyor ve haraca bağladığı Bizans devletini ciddiye almıyordu. Hun dış politikası da ağır ağır değişiyordu.</p>
<p>Batı Roma İmparatorluğuna en son destek 439 yılında yapılmış ve bu tarihten sonra ilişkiler kesilmişti. Batı Roma Başkomutanı Hunların değişen politikalarını izliyor ve bir Hun saldırısına hazırlanıyordu. Aetius bunun için tüm barbar kavimlerle anlaşmaya varmıştı. Attila da yeniden çıkan köylü ayaklanmasıyla ilgileniyor, Roma&#8217;ya karşı Vandallarla işbirliği olanaklarını araştırıyordu. Roma İmparatorluğu ile birlikte tüm barbarlar da savaşacağı için bu durumda çok iyi hazırlanmak gerekiyordu, iki yıl içinde Attila hazırlıklarını tamamlayınca önce Roma&#8217;ya politik bir saldırı düzenledi. Roma Prensesi Honaria&#8217;yı zevceliğe kabul ettiğini ve bunun karşılığında imparatorluğun yarısının yönetim hakkını istedi. Romalılar önceleri durumu oyaladılar, ama sonra olumsuz tutumları belirlenince Hunlar Roma seferine çıktılar. 451 yılında Orta Macaristan&#8217;dan Batı&#8217;ya doğru yola çıkan ikiyüz bin kişilik Hun ordusunun yarısı Türk, diğer yarısı da bağlı kavimlerin askerlerinden meydana geliyordu. Geçtikleri yerleri zaptederek ilerleyen Hun orduları Paris yakınlarında Orleans&#8217;a vardıklarında Roma orduları ile Aetius da buraya gelmişti, iki ordunun karşılaşması Attila&#8217;nın manevrası nedeniyle Champagne ovasında oldu. Tam bir gün süren ve her iki tarafın da ağır zarar gördüğü bu savaşta kimin kazançlı çıktığı belirlenemedi.</p>
<p>Batılı tarihçilerin zamanımıza kadar Hun ordusunun bu savaştan sonra geri çekildiğini ileri sürmelerine karşın, son araştırmalar savaş günü akşama doğru Roma ordusunun dağıldığını ve başkomutan Aetius&#8217;un bile Hun ordusu içine düştüğünü belgelemektedir. Gotlar ve Franklar da hemen savaştan çekilmişlerdi. Attila, Galya içlerine yürüyerek Roma ile Galya&#8217;nın bağlantısını da kesmişti. Roma ordusunun dağılmasına karşın Attila, orduları ile düzenli biçimde bir aya yakın bir sürede imparatorluğun merkezine döndü. Roma komutanının gözden düşmesi de yenilgilerinin bir göstergesiydi. Nitekim bir yıl sonra Hunlar yeniden Roma saldırısına geçtiklerinde Romalıların ortaya çıkaracak bir ordusu kalmamıştı. Attila 452&#8242;de Alpleri geçerek yüz bin kişilik ordusu ile Venedik bölgesine indi. Roma Sarayı çok endişelendi, hemen barış kararı alarak elçi heyeti gönderdi. Papa araya girerek Türk başbuğundan tüm Hıristiyanlık dünyası adına Roma&#8217;yı bağışlamasını istedi. Roma&#8217;yı yıkmaktan çekinen Attila, anlaşma sonrasında ülkesine dönerken Doğu Roma gibi Batı Roma İmparatorluğunu da kendi devletine bağladığına inanıyordu. Şimdi sıra Sasani devletine gelmişti. Bu devletin de Hun İmparatorluğu&#8217;nun koruması altına alınması ile artık Hunlar dünya egemenliğini gerçekleştirebileceklerdi. Ne var ki, Attila 453 yılında öldüğü için bu seferi gerçekleştiremedi.</p>
<p>Attila&#8217;nın ölümünden sonra karısı Arıkan&#8217;dan doğan üç oğlu, sırasıyla llek, Dengizek ve Irnek babalarının yerini tutamadılar, imparator olan llek ayaklanan Cermen kavimleri ile savaşırken yaşamını yitirdi. Çok cesur ama kafası çalışmayan Dengizek yeniden imparatorluk birliği için savaşırken bir Bizanslının kılıcı ile öldü. Irnek ise bu savaşlara katılmamış, kardeşlerinin ölümünden sonra artık Ona Asya&#8217;da tutunmanın zorluğunu anlamış ve savaşlarda yorgun düşen Hunların büyük kısmı ile Karadeniz&#8217;in batı kıyılarına dönmüştü. Irnek, yönetiminde Hunların önce Güney Rusya düzlüklerinde görünen, sonra Balkanlarda ve Orta Avrupa&#8217;da birer devlet kuran Bulgarlar ile Macarların oluşumunda büyük rol oynadıkları anlaşılmaktadır. 4. yüzyılda Hunlara Volga&#8217;dan Batı&#8217;ya doğru rehberlik eden sihirli geyik efsanesinde Hunlarla Macarlar kardeş gösterilmiştir. Ayrıca Doğu Macaristan&#8217;da yaşamış olan Sekellerin Hunların çocukları olduğu hakkında ciddi sayılabilecek kanıtlar vardır. Attila&#8217;nın ölümü Avrupa&#8217;da bir bakıma Hunların da gerilemesini başlatmıştır. Bağlı kavimler yavaş yavaş ayaklanmışlar ve Hunlara karşı yeni birlikler meydana getirmişlerdir. Bu büyük Türk İmparatorunun yitirilişi bir anlamda imparatorluğun çöküşünü de başlatmıştır.</p>
<p>Attila için Hunlar çok büyük bir cenaze töreni düzenlediler ve savaş oyunları ile başlayan bu tören günlerce sürdü. Attila&#8217;nın seferleri, savaşları ve yaşamı bir efsane yaratmıştır. Attila doğaüstü sayılabilecek kadar güçlü bir insandı. Dünya tarihinin en büyük ordu komutanı ve devlet kurucularındandı. Halkı arasında tanrısal bir güce sahipti. Oğulları bile babalarının gözlerine bakamazdı. Hunlar üstün nitelikli imparatorlarını tanrı gibi taparcasına seviyorlardı. Attila&#8217;nın güç ve başarıdan ileri gelen ünü tüm Avrupa&#8217;yı titretmişti. Attila çok hassas bir insandı. En küçük bir şeye kızdığında hemen savaş ile tehdit ederdi. Böylece birçok yeri ve istediklerini savaşsız alabilmişti. Diğer kavimlere ve onların başındaki yöneticilere karşı tutumu sert ve kabaydı. Savaşı çok sevmekle beraber gene de aklını kullanır ve bu akılcı tutumuyla istediklerini elde ederdi.</p>
<p>Attila kültür ve sanata da çok önem vermişti. Okumuş insanlara büyük saygı gösterir ve bunları önemli makamlara getirirdi. Kentleri, sanat eserlerini yakıp yıkmaktan kaçınırdı. Gotlar ve Vandallar gibi Roma&#8217;yı yıkmaktan çekinmiş, bu kentin çok yakınına geldiği halde anlaşmayı yeğlemiş ve geri dönmüştü. Büyük törenlere sahne olan sarayı çok ihtişamlı döşenmişti. Bu parlak çevrede bile Attila sadeliği severdi. Giyimi de sade ve temizdi. Hunların geleneksel süslerinden hoşlanmazdı. Fazla eğlenceyi sevmez ve gülmezdi. En büyük eğlencesi avlanmaktı. Ne yazık ki, falcılara çok inanırdı. Onların söylediklerinin etkisi ile küçük oğluna büyüklerden daha fazla önem vermekteydi. Ama onun bu tutumu ölümünden sonra kargaşalıkların çıkmasına ve imparatorluğun sarsılmasına yol açtı. Fallara ve hurafelere inandığı için Attila zaman zaman zayıf davranırdı. Falcıların etkisiyle, yanına kadar geldiği Roma&#8217;yı ve İstanbul&#8217;u almaktan çekindi. Roma&#8217;yı ele geçirdikten az sonra ölen Alarik&#8217;in sonunu düşünerek Roma&#8217; nın işgalinden kaçınmıştı.</p>
<p>Batı Hun İmparatorluğu&#8217;nun tarihi sürekli savaşlar ve efsanelerle geçtiğinden ve bu bölgede birçok barbar kavim yaşadığından kalıcı kültür ve sanat eserleri pek verilememiştir. Orta Avrupa&#8217;da yapılan kazılarda bazı toprak eşyalar çıkmıştır. Hunların bu eserleri günümüzde Avrupa müzelerinde görülebilir. Hunlarda, genel çizgileri ile Orta Asya&#8217;dan ve Büyük Hun İmparatorluğundan kalma step kültürü egemendir. Batı Hunlarında da Doğu Hunlarına benzer sosyal ve kültürel bir yaşam söz konusudur. Bozkır kültürü Hun kültürünün çekirdeğini oluşturmaktadır. Batı Hun İmparatorluğu&#8217;nun ekonomik yaşamı da kendinden önceki göçebe devletlerinki gibidir. Hayvancılık ana uğraştır. Ganimet sağlanması, tarım, avcılık, balıkçılık da diğer ekonomik uğraşlardır. Hunlar&#8217;a ait arkeolojik buluntuların çoğu Macaristan&#8217;da ortaya çıkarılmıştır. Bunun nedeni de Batı Hun İmparatorluğu&#8217;nun Tuna bölgesinde kendisine merkez kurmasıdır. Güney Rusya&#8217;da kurulan imparatorluk daha sonraları Macaristan&#8217;da üslenmiştir.</p>
<p>Segedin civarında bulunan Hun mezarları imparatorluğun kültürel yaşamı hakkında genel bir kanı vermektedir. Bu kazılarda altına dayanan süslemeciliğin çeşitli örneklerine rastlanmıştır. Huni biçiminde ayaklı kurban kazanları Hun kültüründe önemli bir yer tutar. Bu tür kazanları minyatür biçimlerde yaparak ölülerle beraber mezarlara gömmüşlerdir. Mezarlarda bulunan altın kazanlar da kurban kazanlarıdır ve Batı Hun kültürünün Orta Asya kültürü ile yakın bağlantısını göstermektedir. Hunların süsleme sanatında o dönemde İran&#8217;da egemen olan Sasani işçiliğinin geniş etkileri vardır. Hunlar ayrıca Avrupa&#8217;da ilişkiye girdikleri kavimlerden de kültür açısından etkilenmişlerdir.</p>
<p>Hunlarla ilgili kazılarda, kurban kazanlarının yanı sıra irili ufaklı gümüş kayışlar, keramik eserler, altın ve gümüşten süs eşyaları, çeşitli tokalar, altın taçlar bulunmuştur. Buluntulara göre Batı Hun İmparatorluğu&#8217;nda altın ve gümüş işçiliğinin ileri düzeyde olduğu Orta Asya&#8217;da görülen toprak ve keramik işçiliğinin sürdürüldüğü anlaşılmaktadır. Ancak Hunların kültür ve sanat yaşamlarının diğer yönleri pek açıklığa kavuşmamıştır.</p>
<p>Büyük Hun İmparatorluğunun dilini tarihçiler Türkçe olarak kabul etmektedirler. Bu dilde bazı Çin ve Moğol etkileri de vardır. Batı Hunları ise göçebe bir devlet kurduklarından ve yerleşik bir yaşam düzenine sahip olmadıklarından dilleri biraz karışıktır. Ne var ki temel olarak onların dilinin de Büyük Hun İmparatorluğundan geldiği söylenebilir. Batı Hun İmparatorluğunun egemenliğine giren kavimler değişik yerlerden gelmişlerdi ve kendi dillerini koruyorlardı. Bu durumda kavimlerin dilleri ile, Orta Asya&#8217;dan gelen Hun dili karışmaya başladı. Batı Hun İmparatorluğunun devlet ve yönetici kademesi ise kesinlikle Büyük Hun İmparatorluğunun dilini kullanmıştır. Hun halkı ise yaşadığı bölgeye göre oranın kavimleri ile etkileşim içinde farklı farklı lehçeleri kullanıyordu. Devletin üst kademesinin geleneksel Hun dilini koruyabilmesine karşılık, Hun halkı giderek bu dilden uzaklaşmıştır. Avrupa gibi yeni bir kıta Hunların yaşam biçimlerini, geleneklerini etkilemiş, zamanla da değiştirmiştir.</p>
<p>Asya&#8217;dan Avrupa&#8217;nın içlerine kadar gelerek büyük bir imparatorluk kurmuş olan Hunlar göçebelikten vazgeçmedikleri için birkaç yüzyıl sonra geldikleri gibi geri dönmüşler ve Avrupa&#8217;da yerleşik bir kültür oluşturamamışlardır. Bu nedenle de günümüzde yapılan kazılarda çok sayıda Hun eserine rastlanmamaktadır. Batı Hun kültürünü anlamak için, Büyük Hun imparatorluğunun sosyal ve kültürel yaşamını incelemek zorunludur.</p>
<p>Kaynakça:<br />
Tarihte Türk Devletleri Milliyet Yayını<br />
Doç.Dr. Anıl Çeçen</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hukumdar.net/bati-avrupa-hun-imparatorlugu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hazar İmparatorluğu</title>
		<link>http://www.hukumdar.net/432.html</link>
		<comments>http://www.hukumdar.net/432.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Oct 2009 16:30:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hazar İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[devleti]]></category>
		<category><![CDATA[hazar]]></category>
		<category><![CDATA[imparatorluğu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hukumdar.net/432</guid>
		<description><![CDATA[Hazar İmparatorluğu [650-985] VI. yüzyılda Sabirler yavaş yavaş unutulurken aynı bölgede, yani Don-İdil-Kafkasya üçgeni içinde bu kez Hazarlar görünmeye başladı ve onların yerini aldı. Aynı bölge ve sınırlar içinde bu iki devletin yer alması bazı tarihçileri Hazarlar&#8217;ın Sabirler&#8217;in uzantısı olduğu &#8230; <a href="http://www.hukumdar.net/432.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-431" style="margin-left: 3px; margin-right: 3px;" title="hazar" src="http://www.hukumdar.net/wp-content/hazar-150x150.gif" alt="hazar" width="150" height="112" />Hazar İmparatorluğu [650-985]</p>
<p>VI. yüzyılda Sabirler yavaş yavaş unutulurken aynı bölgede, yani Don-İdil-Kafkasya üçgeni içinde bu kez Hazarlar görünmeye başladı ve onların yerini aldı. Aynı bölge ve sınırlar içinde bu iki devletin yer alması bazı tarihçileri Hazarlar&#8217;ın Sabirler&#8217;in uzantısı olduğu düşüncesine götürmüştür. <span id="more-432"></span>Başka bir kaynakta da, Hazar adının Türkler&#8217;in Sibir diye adlandırdıkları kavime İranlıların verdikleri isim olduğunun yazılmış olması bu kanıyı güçlendirmektedir. Hazarlar&#8217;ın Türk oldukları konusunda tüm tarih kaynakları anlaşma içindedir. Ne var ki, nereden geldikleri konusunda değişik yorumlar ve görüşler bulunmaktadır.</p>
<p>Hazar İmparatorluğu, tarih sahnesinde görünen en uzun ömürlü Türk devletleri içinde yerini almıştır. Önceleri ikibuçuk yüzyıl süre ile Belencer kentini başkent yapmışlardır. İmparatorluk genişleyince bu kez de Volga kenarındaki İdil kentini yeni başkent olarak gene ikibuçuk yüz yıl kullanmışlardır. İdil kenti zamanımızda Astırhan adı ile yaşamaktadır. Hazarlar Orta Asya&#8217;dan gelerek yeni ülkelerine yerleştikleri zaman buralarda yaşayan Türk boylarını da kendilerine bağlamışlar ve böylece güçlenerek kısa zamanda bağımsız bir devlet kurabilmişlerdir. Önceleri Kuzeydoğu Kafkasya&#8217;da ve Dağıstan&#8217;da yaşayan Hazarlar sonraları daha kuzeye çıkmışlar, Hazar Denizi&#8217;nin kuzey kısımları, Volga Ovası, Kuban bölgesi ve Kırım civarını da alarak sınırları içine katmışlardır. Hazarlar daha sonraları hem Kuzey Asya&#8217;ya hem de Doğu Avrupa&#8217;ya doğru genişleme göstermişler ve bu bölgelerde yüzyıllarca etkili olmuşlardır. Başlangıçta Aral Gölü&#8217;nün güneyindeki Harzem bölgesi de Hazarlar&#8217;ın sınırları içinde yar alıyordu. Bulgar boyları ile daha sonraları Macaristan Krallığı&#8217;nı kuran Türk Arpad boyu da Hazarlar&#8217;ın birer kolu idi. Arpadlar Hazarlar&#8217;ın Kabar kolunun uzantısı olarak tarih sahnesine çıkmış ve daha sonra Avrupa&#8217;ya göç ederek Hunlar ile Avarlar&#8217;ın kalıntıları üzerinde bir Macar Krallığı kurmuşlardır.</p>
<p>Hazarlar&#8217;ın başına geçen kağanların adları biliniyorsa da bunların saltanat süreleri kesin olarak saptanamamıştır. Eldeki bilgilere göre Hazarlar&#8217; in kağanları şu sıra ile tarih sahnesine çıkmışlardır.</p>
<p>1. Bulan (620-630)<br />
2. Ubaca<br />
3. Hizkiya<br />
4. I.Menaşe<br />
5. Hanuka<br />
6. İshak<br />
7. Sabulon<br />
8. II.Menaşe<br />
9. Nişi<br />
10. I.Harun<br />
11. Menahem<br />
12. Benyamin<br />
13. II.Harun<br />
14. Yusuf (931-965)</p>
<p>Bu sıranın yanı sıra, 650 yıllarında Hazar devletini kuran kağana bazı kaynaklarda Hazar Han adı verildiği görülmektedir. Değişik kaynaklar başa geçen kağanları anlatırken değişik adlar da kullanmıştır.</p>
<p>Hazarlar, Kafkasya ve kuzeyinde genişledikten sonra hem Doğu Avrupa&#8217;ya, hem de Anadolu&#8217;ya doğru çeşitli akınlar düzenlediler. Bu akınlar sırasında Anadolu&#8217;nun doğu kısımlarında bazı bölgeleri ele geçirdiler. Gürcistan ve Azerbaycan&#8217;ı aldılar. Bir süre sonra bu bölgeye Arap orduları geldiler. Araplar Hazarlar&#8217;a karşı sefere çıktılar. Hazarlar bir kez daha bu orduyu geri püskürttüler.</p>
<p>Araplar Bizans&#8217;ı kuşattıklarında, Hazarlar da Bizans&#8217;ın dostu olarak Kafkasya&#8217;nın güneyine doğru inmeye başladılar. Bunun üzerine Araplar yeni bir ordu toplayarak Hazarlar&#8217;ın üzerine gittiler ve Kafkasya&#8217;yı geçerek Hazar başkenti Belencer kentini aldılar. Araplar başkenti talan ettiler ve çok miktarda ganimeti ülkelerine götürdüler. Hazarlar bir süre sonra toparlandılar ve yeni bir ordu ile başkentlerini geri alarak Araplar&#8217;ı ülkelerinden kovdular. Bu hızla güneye inen Hazar orduları Diyarbakır&#8217;a kadar geldi. Bir süre sonra Araplar yeniden Hazar seferine çıktılar, başkent Belencer&#8217;i ikinci kez alarak diğer büyük Hazar kenti olan Semender&#8217;e kadar ilerlediler. Araplar Hazarlar&#8217;a karşı büyük bir saldırıya geçtiler, İslam orduları Hazar ülkesinin ortalarına kadar geldiler, Volga kıyılarını tutan Hazar ordularını dağıtarak Hazar Kağanını zorla Müslüman yaptılar. Canını kurtarmak karşılığında Hazar Kağanı Müslüman oldu. Kağana Müslümanlığı öğretmek için din adamları gönderildi ve zorla Müslüman yapılmaya çalışıldı. Kağan bir, iki yıl Müslüman olmuş gibi göründüyse de aslında olmadı ve Müslümanların baskılarına karşılık bir süre sonra Yahudilik dinini benimsedi. Et ve şaraba düşkün olan Kağan bir türlü Müslümanlığı kabullenemedi.</p>
<p>Hazar ülkesini kendine bağlayan İslam Komutanı Mervan bir süre sonra iç karışıklıklar yüzünden ülkesine dönmek zorunda kaldı. Emevi ve Abbasi çekişmeleri Müslümanlığın fetih gücünü azalttı. Hazarlar da bu durumdan yararlanarak yeniden toparlandılar ve kendi bölgelerinin en güçlü devleti oldular. İslam orduları bir yandan Bizans&#8217;ı zorlayarak ve İstanbul&#8217;u iki kez kuşatarak Avrupa&#8217;ya geçmek isterken, diğer yandan da Hazar ülkesini zorlayarak Kuzey Karadeniz yolu ile de Avrupa&#8217;ya dinlerini yaymak istiyordu. İslam orduları iki kez Hazar ülkesinin içine kadar gelmelerine karşın, Hazarlar&#8217;ın direnmeleri yüzünden daha ilerilere gidememişler ve bir süre sonra karşı saldırılarla karşılaştıkları için de geri çekilmek zorunda kalmışlardı.</p>
<p>İslam orduları ile sürekli savaşan Hazarlar Bizanslılarla dostluk ilişkileri içinde olmuşlardır. Saraylar düzeyinde kız almışlardır. Bir Bizans İmparatorunun anası Hazar prensesi olduğu için Leon Hazar adını taşır. İslam orduları Bizans&#8217;a saldırdığı zaman Hazarlar güneye iniyorlar, Hazar ülkesine saldırdığı zaman da Bizans orduları Doğu Anadolu&#8217;ya çıkıyorlardı. Böylece bu iki devlet İslam ordularına karşı birbirlerini korumuşlardır. Ayrıca Sasaniler&#8217;in Bizans&#8217;a saldırıları karşısında gene Hazarlar Bizans devletine yardımcı olmuşlardır. Hazarlar Bizans İmparatoru&#8217;na askeri yardım göndererek Sasani ordusuna yenilmesini önlemişlerdir.</p>
<p>630 yıllarından sonra bağımsız hakanlık dönemine giren Hazarlar, Bizans ile yine karşılıklı dostluk anlaşmaları imzalamışlardır. Karadeniz&#8217;in kuzeyindeki büyük Bulgar devleti Hazarlar&#8217;ın genişlemesine dayanamayarak yıkılmış ve Bulgarlar Doğu Avrupa&#8217;ya göç etmişlerdir. Bulgarlar&#8217;ın Doğu Avrupa&#8217;ya göç etmeleri ve bölgede yeniden güçlenmeye başlamaları üzerine, Bizanslılar Bulgarlara karşı Hazar devletiyle yine anlaşma içinde olmuş ve bu denge içinde, Doğu&#8217;dan ve Batı&#8217;dan gelen saldırılara karşı koyabilmiştir. Bizans devleti uzun ömürlü olmasını Hazarlar&#8217;a borçludur.</p>
<p>Abbasilerin başa geçmesiyle birlikte İslam ordularının fetih gücü düşmüş ve Hazar-Arap çatışması da gerilemiştir. Bununla beraber Hazar orduları güneye akınlar yapıyorlardı. Harun Reşit zamanında bir İslam ordusu Hazarlar&#8217;ı geri püskürtünce Hazarlar Arap ülkesine doğru akın yapmaktan vazgeçtiler. Hazarlar güney sınırlarında Araplarla uğraşırken, doğu sınırlarında ciddi bir saldırı veya sorun ile karşılaşmadılar. Bulgarları Doğu Avrupa&#8217;ya göçe zorladıktan sonra doğu bölgesinde Hazar devleti uzun süre rahat etti. İslam orduları ile savaşması nedeniyle, Bizanslılar Hazarlar&#8217;a Kırım bölgesinde anlayış gösterdiler ve onların Karadeniz&#8217;in kuzeyinde genişlemelerine pek ses çıkarmadılar.</p>
<p>Bizans&#8217;ın iç kargaşalıklarında Hazarlar&#8217;ın da öne çıktığı görülmüştür. Taht kavgalarında yitiren tarafın Hazar ülkesine kaçtığı ve daha sonra da Hazar ordusunun desteği ile İstanbul&#8217;a gelerek yeniden tahta çıktığı görülmüştür. Bizans devleti sürekli entrikalar içinde olduğundan, geri tepen siyasal oyunlarda zayıf kalanların hemen Hazarlar&#8217;dan yardım istemesi gibi durumlar çok görülmüştür. Bizans ile iyi ilişkilerini sürdüren Hazarlar, düzenli bir orduya sahip oldukları kadar, Orta Asyalı karakterleriyle de gelişmiş bir devlet yapısını örgütleyebilmişlerdir. Nitekim, İslam ordularının iki kez ülkenin içine girerek başkenti almalarına karşın Hazar devletinin çökmemesi, aksine giderek güçlenmesi ve V yüzyıl boyunca güçlü bir imparatorluk olarak sürmesi, Hazar devletinin ne kadar güçlü olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Hazar devletinin sona ermesine yol açan sebepler, Kuzey Karadeniz&#8217;de Ruslar&#8217;ın ortaya çıkması ve Selçuklu Türkleri ile Kıpçak Türkleri&#8217;nin bu devlete sürekli saldırılar düzenlemeleri sonucunda ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hukumdar.net/432.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ak Hun İmparatorluğu</title>
		<link>http://www.hukumdar.net/ak-hun-imparatorlugu.html</link>
		<comments>http://www.hukumdar.net/ak-hun-imparatorlugu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Oct 2009 16:15:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğu (Ak) Hun İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[ak]]></category>
		<category><![CDATA[devleti]]></category>
		<category><![CDATA[hun]]></category>
		<category><![CDATA[imparatorluğu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hukumdar.net/?p=425</guid>
		<description><![CDATA[Büyük kısmı Volga&#8217;dan batıya geçen Hunlardan, Güney İran&#8217;a ve Batı Afganistan&#8217;a inen bir bölük olduğu tahmin edilen Orta Doğu Hunları&#8217;nın hiç olmazsa, Ak Hun-Eftalit devleti hanedan ailesi ile hakim zümresini teşkil ettikleri ileri sürülmüş; veya bu devlet, Töleslerden Chao-ché (Kao-kü)= &#8230; <a href="http://www.hukumdar.net/ak-hun-imparatorlugu.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-426" style="margin-left: 3px; margin-right: 3px;" title="tccbakhunpc0" src="http://www.hukumdar.net/wp-content/tccbakhunpc0-150x150.gif" alt="tccbakhunpc0" width="150" height="93" />Büyük kısmı Volga&#8217;dan batıya geçen Hunlardan, Güney İran&#8217;a ve Batı Afganistan&#8217;a inen bir bölük olduğu tahmin edilen Orta Doğu Hunları&#8217;nın hiç olmazsa, Ak Hun-Eftalit devleti hanedan ailesi ile hakim zümresini teşkil ettikleri ileri sürülmüş; veya bu devlet, Töleslerden Chao-ché (Kao-kü)= Uygurların ataları)&#8217;lere bağlı Hua kolu mensuplarının Cungary bozkırlarından Horasan bölgesine geçerek 5. asrın ortalarına doğru bir siyasî teşekkül haline gelmesi ile ilgili görülmüştür.<span id="more-425"></span> Hun tarihinin bu noktası oldukça karanlık bir manzara taşımaktadır. Hakimiyetini Hazar kıyılarında Kuzey Hindistan&#8217;a, Afganistan&#8217;a, îç Asya&#8217;ya kadar genişleten bu kavmin veya kavimler topluluğunun çeşitli vesikalarda birbirinden farklı adlarla anılması durumu daha da karıştırmakta gibidir. Vaktiyle Ed. Chavannes Yeta&#8217;ların neş&#8217;et ettiğ<a href="http://www.nuveforum.net/190-orta-asya-turk-tarihi/13159-turk-imparatorluklari-ak-hun-imparatorlugu/">i</a> Hua (Hoa) topluluk adı ile &#8220;Hun&#8221; kelimesinin yakı ilgisi bulunduğunu düşünmüş ve J. Marquart türlü adlarla zikredilen bu kavmin, Priskos&#8217;daki Kidarita (Sasanî imparatorluğu hududunda Kafkaslarda oturan Hunlar)&#8217;lardan ibaret olduğunu ileri sürmüştü. Bizans&#8217;lı tarihç<a href="http://www.nuveforum.net/190-orta-asya-turk-tarihi/13159-turk-imparatorluklari-ak-hun-imparatorlugu/">i</a> Theophanes(8. asrın 2. yarısı)&#8217;e göre &#8220;Ephtalit&#8221; adı, Sasanî imparatoru Peroz (Fîrüz. 459-484)&#8217;u mağlüp eden Hun hükümdarı Ephtalanos&#8217;tan alınmıştır. Bu adın aslında, Eftalit paraları üzerinde görülen Hephthal-khion olduğu ve birinci kelimenin sülale adını, ikincisinin de kavim ismini gösterebileceğ<a href="http://www.nuveforum.net/190-orta-asya-turk-tarihi/13159-turk-imparatorluklari-ak-hun-imparatorlugu/">i</a> bildirilmiştir. Diğer taraftan İskenderiyeli Kosmas İndikopleustes (545-549 arası) ile Bizans tarihçisi Prokopios (545-550 arası)&#8217;un eserlerinde ve eski Hind vesikalarında aynı kavimden Ak Hunlar(Bizans: Devkhoi Ounni; Hind: Şveta-Huna) diye bahsedilmiştir. 520 yılında Ak Hun-Eftalit hükümdarını ziyaret eden Çinli seyyah Song Yün&#8217;ün notlarından bu kavmin Hunlarla akrabalığı anlaşılıyordu. 5. asrın ilk yarısında Sasanîlerle çarpışan Ak Hun hükümdarı &#8220;Khakan&#8221; unvanını taşıyordu ve Afganistan bölgesindeki Ak Hun prensinin unvanı da &#8220;Tegin&#8221; idi. Bölge yerli halkının İranî asıldan olduğu şüphesizdir.</p>
<p>Ak Hun-Eftalit meselesi, son zamanlarda bilhassa K. Czegledy&#8217;nin geniş araştırması ile oldukça açıklık kazanmış görünüyor. Buna göre, tarihî gelişme M. 350 yıllarında Altaylar havalisinden batıya doğru cereyan eden büyük göç hareketi ile ilgilidir. İç Asya&#8217;da Hun idaresinden sonra iktidara gelen Siyenpilerin yerine kurulan büyük Juan-juan devletinde Uar ve Hun adlarında iki kabile grubu 350&#8242;lilerde bilinmeyen bir sebeple o devletten ayrılarak bugünkü Güney Kazakistan bozkırına gelmiş, buranın eski Hun halkını Volga&#8217;ya doğru ittikten (Avrupa Hunları) az sonra güneye yönelerek Afganistan&#8217;ın Toharistan bölgesine inmişti. 367&#8242;ye doğru, buradaki eski Kuşan (Büyük Yüe-çi) ülkesine hükmeden &#8220;Kidarita&#8221; hanedanı (ihtimal İran asıllı)&#8217;nı da Baktria (Belh havalisi)&#8217;ya süren bu îç Asyalı kütle, söylendiği gibi, Uar (= Avar; ) ve Hun kabileler birliği idi. Bu birlik daha sonra Kangkü (Çu-Maveraünnehir) ve Sogd (Semerkand ve havalisi)&#8217;un hakimleri olarak (Çince&#8217;deki Hiung-nu ve Avrupa dillerindeki Hun şekilleri arasında mahallî söylenişlere göre bazı ufak değişiklikler gösteren) yukarıda sıraladığımız adlar altında anılmıştır. Hakimiyetini batıda Hirkania (Gurgan. Hazar denizinin güneyi)&#8217;ya kadar genişleten bu devlet 5. asır ortalarından itibaren Heftal adında yeni bir hükümdar ailesine sahip olmuş (bu ad ilk defa 457&#8242;de görülüyor) ve yıkıldığı 557 yılına kadar hem sülale, hem kavim olarak öteki adlar ve Ak Hun adı ile birlikte bu adı da taşımıştır. Yapılan tespitlere göre, devlette rol oynayan kabilelerden bazıları şunlardı: Kadis-hun (Herat civarında. Pers kaynaklarında Hvon, Prokopios&#8217;da Eftalit diye zikredilen bu kabile sonra İran&#8217;ın batısına göçmüştür; &#8220;Kadisiya&#8221; yer adının menşei), Zavul (Zabul; bundan Zabulistan), Çol (Çöl? Gurgan = Curcaniye, havalisinde), Kernıikhion (Karmir-hyon= Kızıl? Hun), Askil-Eskil Bunlardan hiç olmazsa bir kısmının yerli olduğu aşikardır.</p>
<p>Sogd bölgesini ele geçirdikten sonra İran üzerine baskı yapan Uar-hunların 9 yıl kadar süren (358&#8242;e doğru) şiddetli hücumları karşısında yıkılma tehlikesi geçiren Sasanî imparatorluğu Şapur II&#8217;nin gayretleri ile kurtuldu. Hatta iki taraf arasında ittifaka varan bir antlaşma oldu ve bu durum üç nesilden fazla bir süre devam etti (bu arada, Şapur&#8217;un, 359&#8242;da Amida (Diyarbakır)&#8217;yı kuşatmasında yardımcı olarak Hun kuvvetleri de bulunmuştu). Fakat Bahram Gor zamanında (420-438) başlayan yeni taarruzlar (427&#8242;den itibaren), Sasanîleri sarstı. Sogd bölgesinden Ceyhun&#8217;un güneyine doğru gelişen istila hareketinin Bahram Gor tarafından başarı ile durdurulması onun en şöhretli (&#8220;kurtarıcı&#8221;) İran imparatorlarından sayılmasına vesile oldu. Halefi Yazdgird II zamanının (438-457) sonlarına doğru Uar-Hun (Ak Hun)&#8217;ların başında büyük hükümdar, Eftal (Abdel) hanedanından, Kün-han (Kun-han Priskos&#8217;da Kougkhas, İslam kaynaklarında Akh.ş.n.var vb.) îran iç işlerine karışarak, himayesine aldığı veliaht Peroz(Fîrüz)&#8217;u Sasanî tahtına çıkarmış (459-484), hakimiyetini Kuzey Hindistan&#8217;a doğru genişleterek orada, başında Skandagupta&#8217;nın bulunduğu Gupta devletini dağıtmıştı (470&#8242;e doğru). 484 yılında Ceyhun kıyılarında Ak Hun-Eftalitler tarafından mağlup edilerek Herat bölgesini kaybeden ve yıllık vergiye bağlanan Sasanîler&#8217;in bu sırada geçirdiği dinî-içtimaî bir sarsıntı ülkelerini ihtilale sürükledi. Bu, Mazdek isyanı idi. Mazdek, Mani inancındaki &#8220;ikili&#8221; telakki (ışık-karanlık, iyilik-kötülük mücadelesi) üzerine sosyal huzursuzluk amillerini de ekleyerek, o tarihlerde yorulan ve iktisadî darlık içine düşen topluluğu kurtarmak iddiası ile düşüncelerini yaymağa başlamıştı. Buna göre, insanların saadetini bozan iki unsur vardı. Biri servet, diğeri kadın. Bunlardan her ikisi de herkesin ortak malı olduğu takdirde yeryüzünden kötülük kalkacaktı. Bu tipik komünist propaganda neticesinde arazi ve servet sahipleri ile aile müessesesine karşı kışkırtılan halk, Mazdek ve müritleri tarafından ayaklandırıldı. Din adamları ve asiller öldürüldü, kadınlar tecavüze uğradı, evler ve konaklar yağmalandı, tahrip edildi. Devletin sıhhat kazanacağı hususunda Mazdek&#8217;e inanmak gafletini gösteren Şah Kavad (veya Kubad, 488-496 ve 498-531) da hapsedilmişti; fakat o kurtulmak imkânını bularak komşu Ak-Hunlara sığındı (496). İran&#8217;da olup bitenleri yakından takip eden Ak Hun hükümdarı, insanlık yararına hiçbir şey göremediği Mazdek hareketini kırıp yok etmek için, Kavad&#8217;ı 30 bin kişilik Hun süvari birliği başında İran&#8217;a gönderdi. Bu suretle Şah, ihtilali bastırdı (498-499) ve hadiselerin gelişmesinden felaketin derecesini kavrayan halkın da yardımı ile Mazdek ve taraftarları yakalanarak idam edildi. Tabiatiyle, temizlik ve ülkenin sükûnete kavuşturulması uzun bir zamana ihtiyaç gösterdiğinden, Sasanî imparatorluğunda hak, adalet ve mülkiyet esasında normal nizam, daha ziyade, Kavad&#8217;ın oğlu Husrev I. Anüşîrvan (531-579) devrinde kurulmuştur ki, bu şehinşah tarihte &#8220;Adil&#8221; lakabı ile anılır.</p>
<p>Çin kaynaklarına göre, iç Asya&#8217;da Hoten, Kuça, Aksu, Kaşgar ve etrafını hakimiyetlerine alan Ak Hun-Eftalitler bu arada Kuzey Hindistan&#8217;ı da zaptetmişlerdi. Bu harekat &#8220;Tegin&#8221; unvanını taşıyan ve Kabil&#8217;de oturan Toramana adındaki başbuğ tarafından idare edilmişti199. 6. yüzyılın ilk yarısında ise Toramana&#8217;nın oğlu Mihiragula (Gollas, 515-545) imparatorluk güney kanadının en azametli hükümdarı görünmektedir. Ordusunda daima 700 savaş filinin bulunduğu rivayet edilir. Fakat Budist rahipler (Song Yün ve ondan bir asır sonra buraya gelen Hiuen-tsang) bu &#8220;Huna kralı&#8221;ndan hoşlanmamışlardır. Çünkü Mihiragula Budizmi ülkesi halkı için tehlikeli sayıyor ve Budistleri kontrol altında tutuyordu. Buna karşılık, İskenderiye&#8217;den Hindistan&#8217;a giden tüccar (sonra keşiş) Kosmas tarafından ve 530 tarihli Gwalior kitabesi ile Sanskrit yazılı &#8220;Keşmir Vekayinamesi&#8221;nde Mihiragula Hindistan&#8217;ın en büyük hükümdarı olarak tasvir edilmektedir.</p>
<p>İran&#8217;da Anüşîrvan büyük bir devlet adamı olarak belirdikçe Ak Hun-Eftalitler sönükleşti. 552 yılında Orta Asya&#8217;da Göktürk hakanlığı kurulup İstemi Yabgu, Maveraünnehir bölgesinde faaliyete geçtiği zaman ise, iki büyük imparatorluk arasında sıkışan Ak Hun-Eftalit devletinin, Göktürklerin mücadeleye giriştikleri Juan-juanlarla olan siyasi ve sıhrî rabıtaları da fayda vermedi. Anüşirvan ve İstemi&#8217;nin ortaklaşa hareketleri neticesinde Ak Hun iktidarı yıkıldı ve ülke Göktürklerle İranlılar arasında paylaşıldı (557).</p>
<p>Üç kol halinde gelişmiş olan Hun siyasi hakimiyeti Kafkasya&#8217;daki (Derben kuzeyi- Hazar denizi arasında) Hunların Hazar hakanlığı idaresine girinceye kadar süren kısa hakimiyetleri dışında- bu suretle tarihe karışmakla beraber, Hunlara mensup Türk soyundan çeşitli kütleler , Büyük Hun, çağında şahsiyetini bulan zengin kültürleriyle göreceğimiz gibi, Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarında Tabgaç, Göktürk, Türgiş, Karluk, Uygur, Oğuz, Bulgar, Sabar, Hazar, Kuman vb türlü adlar altında ve yeni güçlü devletler, imparatorluklar kurarak yaşamaya devam etmişlerdir. Türk milleti denilen büyük alemin çocukları olan bu kütleler, aynı zamanda Rus, Macar, İslav-Bulgar, Romen, Gürcü devletlerinin kuruluş ve gelişmelerinde başlıca rol oynamışlar ve daha sonraki bütün Türk-İslam siyasi teşekküllerine askeri, hukuki ve sosyal yönlerden ana kaynak vazifesi görmüşlerdir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hukumdar.net/ak-hun-imparatorlugu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uygur Devleti</title>
		<link>http://www.hukumdar.net/uygur-devleti.html</link>
		<comments>http://www.hukumdar.net/uygur-devleti.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Oct 2009 16:10:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uygur Devleti (Kağanlığı)]]></category>
		<category><![CDATA[devleti]]></category>
		<category><![CDATA[uygur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hukumdar.net/?p=421</guid>
		<description><![CDATA[Uygurlar hakkındaki bilgiler, Çin yıllıkları ile Göktürk ve Uygur kitabelerinde bulunmaktadır. Uygur kelimesine çeşitli anlamlar verilmekle birlikte en kabul göreni; akraba, müttefik anlamında olanıdır. Uygurlar Çin kaynaklarında Hunların soyundan gösterilmektedir. V. yüzyılda Orta Asya&#8217;nın büyük bir kısmına yayılmış olan Töleslerin &#8230; <a href="http://www.hukumdar.net/uygur-devleti.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-422" style="margin-left: 3px; margin-right: 3px;" title="tccbuygurlj8" src="http://www.hukumdar.net/wp-content/tccbuygurlj8-150x150.gif" alt="tccbuygurlj8" width="150" height="108" />Uygurlar hakkındaki bilgiler, Çin yıllıkları ile Göktürk ve Uygur kitabelerinde bulunmaktadır. Uygur kelimesine çeşitli anlamlar verilmekle birlikte en kabul göreni; akraba, müttefik anlamında olanıdır. Uygurlar Çin kaynaklarında Hunların soyundan gösterilmektedir.<span id="more-421"></span> V. yüzyılda Orta Asya&#8217;nın büyük bir kısmına yayılmış olan Töleslerin bir boyu olarak karşımıza çıkmaktadır. Uygurlar bu dönemde Kao-çı (yüksek tekerlekli arabalılar) adıyla bilinmekteydiler. Orhun Kitabeleri&#8217;nde ise Dokuz Oğuz adı ile anılıyorlardı. Uygurlar, Orhun ve Selenga vadilerinin yerli kavimleri idiler. Bunlar Göktürk devleti kurulunca, onların hâkimiyetini tanıdılar. 630 yılında Göktürk devleti Çinliler tarafından yıkıldığında serbest kalmışlar ve bir siyasî birlik oluşturmuşlardır. Çin ise Göktürklere karşı bu Uygur birliğini destekliyordu. Bu çağda başlarında Alp İlteber ûnvanını taşıyan, Pusa isimli biri bulunuyordu. Uygurlar, 681 yılından sonra, İl Teriş Kağan&#8217;ın ortaya çıkmasıyla, yine Göktürklere bağlanmak zorunda kaldılar. Bu süre <a href="http://www.nuveforum.net/190-orta-asya-turk-tarihi/13169-turk-imparatorluklari-uygur-devleti/">i</a>çinde kendilerini toplamış olan Uygurlar, Göktürk İmparatorluğu&#8217;nun zayıflaması ile yeni bir fırsat daha bulmuş oldular. Göktürklerin hâkimiyetinde bulunan Basmıl ve Karluk gibi Türk toplulukları ile birleşen Uygurlar, 742-43 yıllarında Göktürk Kağanı Ozamış&#8217;ı mağlûp ederek öldürdüler.</p>
<p>Uygur Devleti&#8217;nin Kuruluşu</p>
<p>Göktürk devleti ortadan kalkınca, 743 yılında Basmılların idaresinde yeni bir devlet kuruldu. Uygurlar bu Basmıl Kağanlığı&#8217; nın Sol Yabgusu, yani doğu Yabgusu; Karluklar ise, Sağ Yabgusu, yani batı Yabgusu oldular. Bu yeni devlet, tam bir federal devlet biçimindeydi. 744 yılında Uygur Yabgusu, Basmıl Kağan&#8217;ını mağlûp ederek kendini kağan ilân etti. Kağanlık ûnvanı olarak da Kutluk Bilge Kül Kağan ûnvanını aldı. Böylece Uygur Kağanlığı kurulmuş oldu. Bu kağanlık ûnvanından da anlaşılacağı üzere, Göktürk devletinin gelenek ve töreleri yeni Uygur Kağanlığı&#8217;nda da devam ediyordu. Ancak Uygurlar arasında Buda ve Mani dini gibi yabancı inanışlar yayıldıkça, Kağan unvanlarında da birtakım değ<a href="http://www.nuveforum.net/190-orta-asya-turk-tarihi/13169-turk-imparatorluklari-uygur-devleti/">i</a>şiklikler olmaya başlayacaktır. Uygur devletini kuranlar Orhun bölgesini yurt tuttukları <a href="http://www.nuveforum.net/190-orta-asya-turk-tarihi/13169-turk-imparatorluklari-uygur-devleti/">i</a>çin, bunlara Orhun Uygurları denilmektedir.</p>
<p>Kutluk Bilge Kül Kağan ölünce yerine oğlu Bayan Çur, kağan oldu. Uygurların en büyük kağanı olan Bayan Çur Kağan, unvan olarak da &#8220;Tengride bolmış, il itmiş Bilge Kağan&#8221; ûnvanını aldı. Bu ûnvanın anlamı ise, Gökte doğmuş, devlet yönetmiş, Bilge Kağan demekti. Bayan Çur Kağan devri (747-759), Uygurların dört yönde genişledikleri bir devirdir. batıda Kara Türgeş devleti, Uygur hâkimiyetini tanımak zorunda kaldı. Kırgız, Çik, Sekiz Oğuz ve Dokuz Tatar gibi Türk boyları itaat altına alınarak, devlet otoritesi güçlendirildi. Öte yandan yine bu devirde, güneydeki Beş-balıg, Kuça ve Karaşar gibi zengin tarım ve ticaret şehirleri de Uygur etkisi altına alınmıştır. Turfan bölgesi ile Uygurlar arasındaki ilişkiler de, yine bu devirden itibaren başlamış oluyordu. Bayan Çur Kağan&#8217;ın önemli işlerinden birisi de, onun zamanında, Uygurlar arasında şehirleşme eğilimlerinin başlamasıdır. O, Ordu-balıg adında başkentleri olan bir şehir kurdurmuştur (757).</p>
<p>Diğer yandan aynı kağan, gittikçe güçlenmekte olan Tibet tehlikesini sezerek onlara karşı cephe aldı. İmparatorun isteği üzerine, Çin&#8217;de büyük bir tehlike yaratan An-luşan adlı Türk asıllı bir generalin isyanının bastırılmasına yardım etmiştir. Bu yardım sonunda yapılan anlaşma ile, Uygur tüccarlarına Çin kapıları da açılmış oldu. Bayan Çur Kağan&#8217;ın Şine-usu gölü yakınında bulunmuş, Göktürk yazısı ile yazılmış olan, Türkçe bir kitabesi vardır. Bu kitabede kağan olarak yaptığı işler anlatılmaktadır. Bayan Çur kağan&#8217;ın ölümünden sonra yerine oğlu Bögü Kağan oldu (759) . Bögü Kağan&#8217;ın faaliyetleri siyasî ve manevi olmak üzere başlıca iki alanda olmuştur. Siyasî faaliyetleri daha çok Çin üzerine olmuştur. Çin&#8217;de baş gösteren isyanların bastırılması sebebiyle sık sık Çin&#8217;e girilmiştir. Ancak Uygurların Çin&#8217;e girişlerinde Çin&#8217;in çeşitli bölgelerine yağma akınları da yapılıyordu. Çin&#8217;deki isyanların en önemlisi yabancı kavimlerin Tibetliler etrafında birleşmeleri sonucunda ortaya çıkan isyan olmuştur. Bu Tibet isyanı ancak Uygurlar yardımı ile önlenebilmiştir.</p>
<p>Bögü Kağan&#8217;ın manevî alandaki en büyük faaliyeti, Maniheizm dinini kabul etmesi olmuştur. Bögü Kağan, aynı zamanda bu dinin öncülüğünü de üstlenmişti. Bir tüccar ve şehirli dini olan Mani dininin kabulünün, Uygurların savaşçı ruhlarını gevşetmekle beraber, ilim, sanat ve edebiyatta ilerlemelerine katkısı olmuştur. Eskiden beri Orta Asya Türk kavimleri arasında, çok geniş ve köklü bir kültüre sahip olan Çin&#8217;in zapt edilemeyeceği, bu mümkün olsa bile uzun süre elde tutulamayacağına dair yaygın bir inanış vardı. Bögü Kağan Çin&#8217;in zayıf bir anında Çin&#8217;i ele geçirmek istemişti. Ancak veziri Baga Tarkan, adı geçen inanış sebebiyle Kağan&#8217;ın bu girişimine karşı çıktı. Ancak sözünü dinletemeyince Bögü Kağan&#8217;ı öldürüp Alp Kutluk Bilge Kağan ûnvanıyla tahta geçti (779). Bundan sonraki kağanlar onun soyundan gelmiştir. Bu tarihten sonra Uygur devletini oluşturan kabileler arasında huzursuzluklar da başlamıştır.</p>
<p>Kültür ve ticaret bakımından gelişen Uygurların savaşçılık tarafları zayıflamıştı. 840 yılında, Uygurların kuzeybatı kısımlarında yaşayan Kırgızlar, 100 bin kişilik atlı kuvvetleri ile, Uygur başkentine baskın düzenleyerek kağanlarını öldürüp, halkı kılıçtan geçirdiler. Bu şekilde Bayan Çur ve Kutlug Bilge Kağan zamanında uğradıkları saldırıların intikamını korkunç bir şekilde almış oldular. Bu baskından kurtulan Uygurlar, canlarını kurtarmak için çeşitli yönlere dağılmak zorunda kaldılar.</p>
<p>Turfan Uygurları</p>
<p>Kırgız baskınından kaçan Uygur boylarının önemli bir kısmı Doğu Türkistan&#8217;a göçmüşlerdir. Burada Turfan ve Karaşar şehirlerinin civarında yerleşen Uygurlar, Türk medeniyet tarihî açısından büyük değer taşırlar. Daha Orhun Uygurları zamanında, tarım ve ticaret merkezleri olan Türkistan&#8217;ın bu büyük şehirleri, Uygurların etkisi altına girmişlerdi. Bu nedenle Uygur devletinin yıkılmasından sonra, Turfan dolaylarına kaçan Uygurlar için, bu bölge güvenilir bir yer olmuştur.848 yılından sonra, kendilerini toparlayıp, varlıklarını komşularına kabul ettiren Uygurlar, 856 yılında ise kağanlıklarını ilân etmişlerdir. Bu dönemde başlarında Mengli Kağan bulunuyordu. Mengli Kağan, Uluğ Tengride Kut Bulmış Alp Külük Bilge Kağan, (bugünkü Türkçe ile; Ulu Tanrı da güç ve saadet bulmuş, kahraman, çalışkan Bilge Kağan) ûnvanını taşıyordu.</p>
<p>Kağanlık merkezî olarak Turfan şehrini seçtikleri için, kendilerine Turfan Uygurları denilmiştir. Ayrıca yazlık başkentleri olarak Beş-balıg şehrini kullandıkları için, kaynaklarda Beş-balıg Uygurları adı da kullanılıyordu. Çin yönetimi, bu Uygur devletini Tibet tehlikesine karşı desteklemiştir. Uygurlar da Doğu Türkistan&#8217;da etkinliklerini artırmış olan Tibetlileri bu bölgeden çıkarmışlardır. Böylece batıdaki sınırlarını Urumçi şehrine kadar uzatmışlardır. Turfan Uygurları Mani dinine inanıyorlardı . Bu dini, siyasî amaçları için de kullanan Uygurlar, dinlerini himaye bahanesiyle Çin üzerinde baskı kurmuşlardır.</p>
<p>Kültür ve medeniyet bakımından büyük gelişmeler gösterecek olan Uygurlar, 1335 yılına kadar devletlerini yaşatacaklardır. Gerek X. yüzyılda Çin&#8217;in kuzeyinde Hıtay devletinin kuruluşunda, gerekse Cengiz Han devletinin gelişmesinde, bu Uygurların, öncülük, bilgi ve tecrübelerinin çok büyük payı olmuştur. Uygurlara devlet teşkilâtında çok önemli görevler veren Moğollar, yazı olarak da Uygur yazısını kullanıyorlardı. Moğolların XVI. yüzyıla gelindiğinde büyük oranda Türkleşmesinde Uygurlar, önemli rol oynamışlardır.</p>
<p>Sarı Uygurlar</p>
<p>840 yılındaki Kırgız baskınından sonra, dört bir yana dağılan Uygurların bir kısmı, güney kesimlere, yani Çin ile Doğu Türkistan arasındaki Kansu bölgesine indiler. Önemli bir ticaret merkezî olan bu bölge, meşhur İpek yolu üzerinde idi. Bu bölgede yerleşen Uygurlar, büyük bir şehir olan Kan-Cov&#8217;da yeni bir devlet kurmuşlardır. Sonradan, Sarı Uygurlar adı ile anılacak olan bu Uygurlar, bu bölgenin yerli halkı ile karışmadan kalmışlardır. Türk dili ve kültürünü uzun yıllar yaşatan bu Uygur Türklerinin torunlarına bugün bile rastlamak mümkündür.</p>
<p>Din olarak Budizm&#8217;i kabul etmiş olan Sarı Uygurlar, ticaret ve medeniyet bakımından çok gelişmişlerdir. Budistlerin en kıymetli eserlerinin bulunduğu Bin Buda Mağaraları, Sarı Uygurların yaşadığı bölgede idi. Daha sonraki yıllarda İslâmiyet&#8217;i seçen ve Karahanlılar Çağında Türk-İslâm medeniyetine önemli katkılar sağlayan Uygur Türkleri, bugün de varlıklarını aynı adla, devam ettirmektedirler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hukumdar.net/uygur-devleti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
